BU MİLLETİN EVLADISINIZ, SİZE YAKIŞMIYOR!
Bir Ramazan Bayramı’nı daha yaşıyoruz. Orta Doğu coğrafyasında, Müslüman olup da bu bayramı yaşayamayanları üzülerek görüyoruz.
Bayram namazında ülkemizin her camisinde, bayramın önemi vurgulandı; dargınlıkların ve küskünlüklerin sona ermesi gerektiği ifade edildi. Güzel bir vaazdı.
Peki, bu çağrılar Türkiye Cumhuriyeti Meclisi’nde milleti temsil eden siyasi partileri ve milletvekillerini kapsamıyor mu?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2 Ocak 2026 tarihinde güncellediği kayıtlara göre, Türkiye’de 188 siyasi parti faaliyette bulunuyor.
Peki neden bu partilerde kin, öfke ve nefret bitmiyor?
Milletimiz, siyasetçilerden daha asil ve tutarlı bir duruş sergiliyor.
Millete örnek olması gereken siyasi partiler ise ne yazık ki millet kadar bile vakur davranamıyor.
Bayramın ikinci günü, siyasi partiler bayramlaşma programlarını açıkladı.
Milletimiz bunu televizyonlardan üzülerek izledi.
Bir tarafta iki siyasi parti sadece 7 parti ile bayramlaşırken,
diğer tarafta bir parti 4 kişilik heyetle 17 siyasi partiyi ziyaret ediyor!
Bu nasıl bir anlayış?
Bu nasıl bir kin, öfke ve ayrışma?
Artık yeter!
Siz, milletimizin birliği ve beraberliği için çalışmıyor musunuz?
Bu ayrışma neden?
Siz Gazi Meclis’te Türk milletini temsil etmiyor musunuz?
Ülkemizin bir Orta Doğu ateş çemberinin içinde olduğunu görmüyor musunuz?
Bir Amerikalı yetkili çıkıp,
“Müslümanlar bizim ortak düşmanımızdır” diyebiliyor.
Biz bu noktaya nasıl geldik?
Müslümanlık, kan döken, savaş çıkaran bir anlayış değildir.
Artık uyanın!
Bu çekişmeleri bırakın. Milli birliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bir süreçten geçiyoruz.
Dibimizdeki Orta Doğu alev alev yanıyor.
Amerika, İran’a “barış süreci devam ediyor” derken saldırdı. Bunu bütün dünya gördü.
Sayın siyasiler;
bir kez olsun devlet menfaatlerini, parti menfaatlerinin üzerinde tutun.
Milli birliğe katkı sağlayın.
Milletin menfaatini düşünmeden yaptığınız bu kavgalar size yakışmıyor.
Milleti siyasetten daha fazla soğutmayın.
ZAMAN, BİR OLMA VE BİRLİK OLMA ZAMANIDIR. BUNU ARTIK ANLAYIN!
**
DÜNYANIN BAŞ BELASI: TRUMP
“Zaman her şeyin ilacıdır” derler; ne kadar doğru, tartışılır.
Zamanı kendi çıkarları için kullanan liderlerin geçmişine bakmak gerekir.
Bunların başında ABD Başkanı Donald Trump geliyor.
Geçmişi tartışmalı, Epstein skandalı ile adı anılan bir isim.
Bu skandal dünya gündemindeyken, dikkatleri başka yöne çekmek için İran’a saldırdığı iddiaları konuşuluyor.
Dünyanın talihsizliği, böyle bir liderin Amerika’nın başında olmasıdır.
Orta Doğu’yu adeta bir oyuncak gibi görüyor.
Ortadoğu onun satranç tahtası.
Irak’ı ve Libya’yı “nükleer silah var” bahanesiyle vurdu;
ancak sonrasında nükleer silaha dair hiçbir somut bulgu ortaya çıkmadı.
Son 10 yılda, bir milyondan fazla Müslümanın ölümüne neden olan politikaların mimarı oldu.
Bu kişi, Türkiye’nin 40 yıldır mücadele ettiği terör örgütü PKK’nın oluşum sürecinde rol alan bir anlayışın temsilcisidir.
Türkiye’ye dost gibi görünse de,
Türk ve Türkiye karşıtı politikalarıyla dikkat çekmektedir.
“İstersem İran’ı 2 saniyede bitiririm” diyerek nükleer güç kullanma tehdidinde bulunuyor.
Peki yapar mı?
Bugüne kadar yaptıkları, yapabileceklerinin göstergesidir.
Bu nedenle,
iç huzurumuz ve milli birliğimiz hayati önemdedir.
NATO’yu doğrudan savaşa sokamadı.
Eğer bunu başarsaydı, NATO ile İran’ı karşı karşıya getirip geri çekilebilirdi.
TRUMP VE AMERİKA SÜREKLİ OYUN DEĞİŞTİRİYOR.
HER ÜLKE BUNU GÖRMELİ VE TEDBİRİNİ ALMALIDIR.
**
BU REZALETİ DE YAŞADIK!
Adana’da yaşanan at eti skandalı, akıl almaz boyutlara ulaştı.
İnsan, yapmak istediğinde her şeyi yapabiliyor.
Bu olay da bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.
Yarışlarda birçok birincilik kazanan “Smart Latch” isimli at, son yarışında sakatlanınca sahibince gözden çıkarıldı.
Daha sonra bir kuruma verilerek kesildi ve eti kavurma yapılarak satılmaya başlandı.
Skandal, etin içinden çıkan kimlik çipi sayesinde ortaya çıktı.
Bu olay karşısında,
“Yediğimiz et ne?” sorusu bir kez daha gündeme geldi.
Verilen ceza ise sadece 132 bin 108 lira.
İşin trajikomik tarafı ise şu:
“Yiyenler şükretsin, en azından at etiymiş…”
**
İKİ KONU, İKİ SORUN
NUTUKÇULAR VE DON KİŞOTLAR BİTMELİ
Siyasette konuşulanlarla yapılanlar birbirini tutmuyor.
Eğer tutsa, ülkede istikrar sağlanırdı.
Siyasetçilerin dilinden düşmeyen söz:
“Vatan, millet, Sakarya…”
Ancak icraata gelince aynı kararlılık görülmüyor.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yaptığı “birlik” çağrısı dikkat çekici:
“Ayrılıklarda azap var, yan yana gelmek zorundayız” dedi.
Keşke bu anlayış, tüm siyasi aktörlerde hâkim olsa.
**
DEVLETİN MALI DENİZ Mİ?
Halk arasında sıkça kullanılan bir söz vardır:
“Devletin malı deniz, yemeyen domuz.”
Ne yazık ki bazı kişiler, fırsat buldukça bu anlayışla hareket edebiliyor.
Son örnek Çanakkale’de yaşandı.
İddiaya göre, okul öncesi öğretmeni olan bir kişi,
üniversitenin elektrik ve enerji bölümüne özel şartlarla atanmış.
Bu duruma karşı çıkan bölüm başkanı ise istifa etmiş.
Bu tür uygulamalar,
hukuk ve liyakat sistemine zarar verir.
Eğer bunlar engellenmezse,
Türkiye’nin diğer geri kalmış ülkelerden farkı kalmaz.