Aydın denince akla gelen ilk yöresel ürün olan incir, nihayet bu yıl da sokak aralarında sepetlerde bizlerle buluştu.

Kimilerinin "kaba", kimilerinin "yemiş" dediği, din kitabımızda adı geçen ender ürünlerden biri olan incir; yaş ve kuru olarak tüketilebilen çok değerli bir ürünümüzdür.

Artık semt pazarlarında da gördüğümüz Sarılop incirleri, dün Hükümet Bulvarı üzerinde turfanda coşkusuyla kilosu 200 liradan satışa sunulmuştu.

En büyük para birimimiz olan 200 lirayla artık ancak bir kilo incir alınabiliyor.

Hani yaz gelince fiyatlar düşecekti?

Enflasyon aşağı çekilecekti?

Bu masalları yıllarca dinledik.

Evet, fiyatlar çok düşük... Ama tarlada.

Karpuzun kilosu pazarda 10 lira.

Ama tarlada 2 liraya bile alıcı bulamıyor.

Arada tam 5 kat fark var.

Üreten değil; nakleden, aracılar ve komisyoncular kazanıyor.

Köyde üreticinin beklentisi ve geleceği her yıl belirsizlik içinde.

Ne üreteceği, ne kadar üreteceği belli değil. Adeta karanlıkta yolunu bulmaya çalışan bir kör misali, el yordamıyla tarım yapılıyor bu ülkede.

Üretilen ürünün garantili bir alıcısı da yok, fiyat garantisi de...

Piyasayı komisyoncular belirliyor, mahsul ucuza alınmaya çalışılıyor. Haklı olarak zararına satmak istemeyen üretici ürününü vermeyince elinde kalıyor. Şehirlerde yaşayanlar ise bu ürüne ulaşamıyor.

TMO, ÇAYKUR ve Tariş gibi kurum ve kuruluşlar belirli ürünleri satın alarak destek olmaya çalışsa da, fiyatlar tek taraflı açıklandığı için üreticiler yine de kazanamıyor ve büyük sıkıntı yaşıyor.

Tarım artık stratejik bir sektör hâline gelmiştir.

Sudan sonra gıda, vazgeçilmez bir ihtiyaçtır.

Hayat pahalılığını bir kenara bırakalım; köylerde genç çiftçi ve üreticilerin giderek azaldığını biliyoruz.

Bir de kalan üreticiler para kazanamayarak mağdur olursa, bu ülkede üretici kalmayacak.

Tarımda da petrol gibi dışa tam bağımlı hâle geleceğiz.

Paranız olsa bile istediğiniz ürünü bulamayabilirsiniz.

Peki, çözüm nedir?

Üreticiyi destekleyen gerçekçi tarım politikaları ve tüketiciyi destekleyen uygun fiyatlı satış noktaları...

Eskiden TANSAŞ'ları hatırlayın.

Yarım asır önce İzmir'de başlayan bu zincir mağazalar sayesinde tarladan raflara en uygun fiyatlı ürünler ulaşıyordu. Köyden doğrudan alım yapılıyor, aracılar devre dışı bırakılıyor ve gıda ekonomik fiyatlarla sofralara geliyordu. Hem üreticinin ürünü tarlada kalmıyor hem de tüketiciler bütçe dostu alışveriş yapabiliyordu. TANSAŞ ayrıca sağladığı istihdamla ekonomiye de olumlu katkı sunuyordu.

Başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere, TANSAŞ benzeri mağazalar yeniden açılmalıdır.

Bugün Aydın Büyükşehir Belediyesi, EGE ET markasıyla et, süt ürünleri ve ekmekte kısmen bu desteği sağlıyor. Ancak profesyonel alımlarla diğer temel gıda ürünlerini de pekâlâ Aydınlılara ulaştırabilir.

Ucuz gıdaya ulaşmak her geçen gün zorlaşıyor.

Sosyal belediyecilik artık çok daha büyük önem taşıyor.

Artan gıda fiyatları, bugüne kadar yapıldığı gibi ithalatla düşürülemez.

Nitekim ithalata rağmen fiyatların artmaya devam ettiğini görüyoruz.

Belediyeler; emeklileri, çalışanları ve sabit gelirli vatandaşları düşünerek tanzim satış mağazalarını vakit kaybetmeden açmalıdır.

Aracılar ve komisyoncular bunu yapabiliyorsa, belediyeler de sahip oldukları kamyonlar, personel ve iş yerleriyle ürünleri doğrudan üreticiden alıp tüketiciye ulaştırabilir. Elli yıl önce başarılan bu model, bugün de rahatlıkla hayata geçirilebilir.

Yoksa bugün en büyük paramızla ancak bir kilo incir alabilirken, gelecek yıllarda onu da almak hayal olacak.