Türkiye ne yazık ki, ikinci bir Narin olayı vakasına benzer bir rezaleti yaşıyor.
Her geçen gün olayla ilgili gelişmeler 86 milyon tarafından yakından takip ediliyor.
Kötü niyetli kişilerin, ne yaparsa yapsınlar devleti, yargıyı aldatamayacakları bir kez daha ortaya çıktı.
Bu olay, kötülerin yaptıklarının yanına kalmayacağını bir kez daha gösterdi.
Özellikle devletin bir valisi de ayrım yapılmadan gözaltına alındı. Kötü bir valinin çıkarı, menfaati için neler yapabildiğini görüyoruz.
Bir rektörün nasıl kullanıldığını, suça alet edildiğini de görüyoruz.
Yasa gereği otopsiye kimlerin gireceği belli iken, rektörün neden otopsiye girdiğine tanık oluyoruz.
Neden? Kim? hastane kayıtlarını yok etti. Kamera görüntülerinin neden, kimin emri ile ortadan kaldırıldığını ibretle izliyoruz.
Türk yargısı bunları tespit ediyor, bir bir ortaya çıkarıyor.
Bu durum, yargıya leke sürmeye çalışanlara en güzel bir cevap.
Devleti vali olarak temsil etmiş bir şüphelinin babası nasıl olur da emniyette ifade vermez, “susma hakkını kullanıyorum” der?
Yasaların karşısında herkes eşittir. Bir ayrıcalığı yoktur. Olduğu halde bir vali bunları yok sayıyor.
“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” sözüne çok itibar ederim.
6 yıl üstü örtülen bir cinayetin nasıl ortaya çıktığını görüyoruz. Çoğunluğu ortaya çıktı bile.
DEMEK Kİ, ADALETTEN KİMSE KAÇAMIYOR.

**

MİLLETİN BİRLİĞİ, DİRLİĞİ İLE OYNAMAYIN…
Bu coğrafyada huzuru bozulmayan tek ülkeyiz. Milletimiz bundan gurur duymalı.
Milletin tarifinde; aynı toprak üzerinde, aynı bayrak altında yaşayan, dili bir, kültürü bir, tasası ve sevinci bir olan topluma millet dendiğini biliyoruz.
Hiç kimse menfaatleri için milletin örf, adetlerine ve değerlerine sırt çeviremez.
Harp okulu öğrencilerinin mezuniyet töreninde söylediği “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sözünün altında şeytani duygu aranmamalıydı.
Ulu önderi öven, dayanışmayı pekiştiren bir söylem kabul edilmeliydi.
Hani derler ya “işkilli tingildermiş” diye; kim neden tingildedi de üzerine alındı?
Bu gençlerimiz meslek dışına itildi, cezalandırıldı.
Bu yanlışa millet tek vücut karşı çıktı ama onları görevine döndüremedi.
Bir yerde, birliğimizle değerlerimizle oynamayın dedi, uyardı.
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nda yine yaşanan bir olay karşısında da millet dikildi, protesto etti. Neydi o olay?
Bayram törenlerinde çocuklardan kurulu mehter marşı grubu geçerken, CHP’li bir grup sırtını dönmüş, güya protesto etmişler.
Tipik bir CHP alışkanlığı. Mehter marşı ecdadımızdan gelen bir marştır, geçmiş kültürümüzden gelmiştir.
Gururumuzdur. Geçmişimiz olan Osmanlı’dan gelen bir marşımızdır.
Neymiş efendim, çocuklar saray kültürüne özendiriliyormuş. Halt etmiş bunu söyleyen güya demokratlar.
Hani demokrasi çok seslilikti? Hani fikir özgürlüğü demekti?
Sizin istedikleriniz doğru, karşınızdakilerin ki yanlış. BU MU SİZİN DEMOKRASİ ANLAYIŞINIZ?
Olmaz böyle şey. Milletin değerleri ile oynamayın. Milleti ayrıştırmaktan haz almayın.
BU VATAN HEPİMİZİN. ÖNCE PAYLAŞMAYI BİLELİM.

**

İRAN’IN NÜKLEERİ OLAMAZ!
Bu sözler, Amerika Cumhurbaşkanı Donald Trump’ın 24 saat önceki sözleri.
Bunu açık açık İran için söylüyor. Acı, merhametsiz, adaletten yoksun bir söz ama gerçek.
Trump’taki kararsızlık ve karamsarlık sonunda İran’a da yansıdı.
Geçen 60 gün içinde İran’ın kayıpları ile Amerika’nın kayıplarını bir karşılaştırın.
Amerika’nın kayıpları, İran’ın kayıpları yanında devede kulak sayılır.
Trump açık açık söylüyor: “Benim acelem yok” diyor.
“Ama İran için durum farklı. Her geçen gün tükeniyor. Ne kadar dayanabilir?” diye ekliyor.
İran da Ukrayna gibi dolduruşa getirilip Amerika ile savaşması isteniyor.
Kim bunu isteyenler? İran bizim stratejik dostumuz diyen Rusya ve Çin. Bu devletler için İran’ın neler kaybedeceği önemli değil.
Amerika’nın ne kadar yıpranacağı önemli. Savaş stratejisi ne, onu görelim istiyorlar.
Yazık olacak İran’a, İran halkına. 100 yıl geçse İran bu savaşın enkazını kaldıramaz, onaramaz.
Amerika Irak’ı elinde nükleer silah var diye vurmadı mı? Saddam’ı bu yolla yok etmedi mi?
Libya devlet başkanı Kaddafi’yi de bu yolla öldürmedi mi?
İran’ı yönetenler bunu anladı; ne pahasına olursa olsun Amerika ile anlaşma yolunu arıyor, zorluyor.
Bu konuda İran’a en büyük yardımı da Türkiye, Pakistan ve Mısır devletleri yapıyor.
Müslüman ülkeler, içinde bulunduğu girdaptan kurtulmalı.
Eğitime ve bilime yönelmesi gerekiyor. Dünyada Müslümanlar ancak böyle hedef olmaktan kurtulur.

**

SPORUMUZ, UÇURUMA GİDİYOR. DURDURUN…
Türk futbolu hiç bu kadar bir kaos dönemi yaşamadı.
Spor kamuoyu bu kadar ayrışmadı. Sporu dostluk, kardeşlik, bir yarış olarak belledik.
Sporumuz hiç bu kadar yerlerde sürünmedi. Yabancı sporcuların hegemonyasına girmedi.
Sporumuzda futbol olsun, basketbol olsun bu kadar yabancı istilasına uğramadı. Takımlarda yerli sporcu ismine rastlanmaz oldu.
Türk sporu bu kadar cahil ellerde yönetilmedi. Böyle bir bilgi kirliliği dönemi yaşamadı.
Bu satırları Cumartesi’yi Pazar gününe bağlayan gece yazıyorum. GS–FB maçına tam 20 saat kaldı.
Hiçbir derbi maçı öncesi bu kadar huzursuz olmadım.
Siyasetteki çekişmelere, suçlamalara taş çıkaracak çirkinlikler yaşıyoruz.
İnanın benim için maçın sonucu ikinci planda kaldı. Bunlar neden yapılıyor sorusu öne çıktı.
Yaratılan bilgi kirliliği, aslı olmayan suçlamalar sporseverleri gerdi.
Böyle önemli maça 7 FIFA hakemimiz olduğu hâlde neden klasman hakemi atandı?
Organize bir olay açıklamaları sporumuzda olmamalıydı.
Sanırım bu gerilim suni olarak bilerek yaratılıyor. Sosyal medyada hakaretler zirveye çıktı.
Bu gerilim televizyon başında maç izleyecek seyircilere ne kadar yansıyacak, merak ediyorum.
Doğrusu maç sonuna ait endişelerim var. Yine de endişelerimde yanılmak istiyorum.
Türk sporunun acilen yeni bir anlayışa, yapılanmaya ihtiyacı var. Yetkililer öncelikle bunu gerçekleştirmeli.
Rekabete evet ama şiddete hayır diyorum.
KİN, ÖFKE VE NEFRETİN SPORDA YERİ OLAMAZ DİYORUM. BİLMEM SİZ NE DERSİNİZ.