Bazı makamlar vardır; ağırlığını koltuktan alır. Bazı yöneticiler vardır; gücünü halkın güveninden...

İşte afetler, bu ikisi arasındaki farkı en net gösteren zamanlardır.

Çine’de günlerdir süren orman yangını, yalnızca ağaçları değil, yürekleri de yaktı. Ancak bu zorlu süreçte dikkat çeken bir gerçek vardı: Aydın Valisi Osman Varol, olayları uzaktan takip eden bir yönetici olmayı değil, sahada olmayı tercih etti.
Yangının ilk anından itibaren kriz merkezini yönetti, söndürme çalışmalarını yerinde takip etti, vatandaşın endişesine ortak oldu.

Alevler söndüğünde ise görevin bittiğini düşünmedi. Mahalle mahalle dolaşarak vatandaşın taleplerini dinledi, hasar tespit çalışmalarını yerinde inceledi ve yaraların hızla sarılması için gerekli talimatları verdi.

Aslında Aydınlılar bu tabloya yabancı değil.
Osman Varol, göreve başladığı günden bu yana makam odasına kapanan bir vali olmadı.

Resmî programların ötesinde, kendi kullandığı araçla ilçeleri gezen, köy kahvelerinde vatandaşla aynı masaya oturup çay içen, insanların derdini raporlardan değil, doğrudan kendilerinden dinleyen bir yönetim anlayışı ortaya koydu. Çünkü bir şehrin gerçek nabzı koridorlarda değil, sokaklarda atar.

Devlet, vatandaşına en çok zor zamanlarda dokunabildiğinde güçlüdür. İnsanlar, afet anlarında yalnızca iş makinelerini değil, devletin sıcak yüzünü de görmek ister.

Bir yöneticinin çamurun içine basması, dumanın arasında vatandaşının elini tutması, bazen söylenen binlerce sözden daha büyük anlam taşır.

Aydın'ın yıllardır çözüm bekleyen meseleleri de ortada duruyor. Bunların başında ise Büyük Menderes Nehri ile sulama kanallarındaki kirlilik geliyor.

Tarımın can damarı olan bu çevre sorunu, yalnızca bugünü değil, yarınlarımızı da ilgilendiriyor. Sahada olmayı ilke edinmiş, sorunları yerinde görerek çözüm üretmeye çalışan bir valinin bu hayati meselede de aynı kararlılığı göstereceğine dair toplumun beklentisi büyük.

Bir şehrin hafızasında makamlar değil, zor günlerde uzanan eller kalır. Unvanlar zamanla unutulur; ama yangının dumanı içinde vatandaşının omzuna dokunan, acısını paylaşan, devletin şefkatini hissettiren yöneticiler unutulmaz.

Çünkü gerçek liderlik, en önde yürümek değil; en zor zamanda milletinin yanında durabilmektir.

Aydın'ın ihtiyacı da tam olarak budur: Halktan kopmayan, sorunları yerinde gören ve çözümü sahada arayan bir yönetim anlayışı.

Geride bırakılacak en büyük miras, yapılan binalar değil; insanların gönlünde bırakılan güven duygusudur.

O güven inşa edildiğinde, sadece yangınların değil, yılların biriktirdiği bütün sorunların da üstesinden gelmek mümkündür.

Vali olmak zordur ancak HALKIN VALİSİ olabilmek çok daha zordur.

Sayın Valim!

İyi ki HALKIN VALİSİ,
İyi ki BİZİM VALİMİZSİNİZ.

Sağlıcakla...