Bir şehri şehir yapan sadece yolları, binaları ya da nüfusu değildir.

O şehri asıl değerli kılan, geçmişine ne kadar sahip çıktığıdır.

Nazilli'ye baktığımızda ise insanın içini acıtan bir tabloyla karşılaşıyoruz. Binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan bu topraklarda tarih, ne yazık ki sessizce zamana yeniliyor. Üstelik bu yıkımın en büyük nedeni savaşlar ya da doğal afetler değil; ilgisizlik, ihmal ve bitmek bilmeyen bekleyiş.

Bugün Nazilli'nin üç büyük tarihi değeri, adeta aynı kaderi paylaşıyor.

İlki, dünyanın en iyi korunmuş antik amfitiyatrolarından biri olarak gösterilen Mastaura Antik Kenti...

Yıllarca toprağın altında saklı kalan bu eşsiz miras, yapılan kazılarla dünya gündemine taşındı. Nazilli için büyük bir turizm umudu doğdu. Ancak bu umut uzun sürmedi. Maddi yetersizlikler nedeniyle kazı çalışmaları durdu. Toprağın altındaki tarih yeniden sessizliğe gömüldü. Oysa Mastaura, yalnızca arkeologların değil, bu kentin geleceğinin de projesiydi.

İkinci durak ise Cumhuriyet'in sanayi hafızası olan Sümerbank Basma Fabrikası...

Bir zamanlar binlerce kişinin ekmek kapısı olan, sosyal yaşamın merkezi haline gelen bu dev tesis bugün sessizliğe terk edilmiş durumda. Her geçen yıl biraz daha yıpranıyor. Çatılar çöküyor, duvarlar yoruluyor, anılar kayboluyor. Defalarca "restore edilecek", "kültür merkezi olacak", "yaşatılacak" denildi. Ancak yıllar geçti, değişen pek bir şey olmadı.

Üçüncü adres ise Arpaz...

Aydınoğulları Beyliği'nin izlerini taşıyan Arpaz Kalesi, bölgenin en önemli tarihi yapılarından biri olmasına rağmen yıllardır restorasyon bekliyor. Her yağmurda biraz daha aşınan, her geçen mevsimde biraz daha yıpranan kale, adeta yardım çığlığı atıyor. Hemen yanı başındaki Selçuk Hatun Türbesi için yapılan restorasyon çağrıları da aslında aynı gerçeği haykırıyor; tarih beklemiyor.

İşin en acı tarafı ise şu...

Bizler bu eserleri yalnızca yıkılmaya başladıklarında konuşuyoruz.

Bir duvar çöktüğünde...

Bir taş düştüğünde...

Bir uzman uyarı yaptığında...

Oysa korumak, yıkıldıktan sonra değil; ayaktayken başlar.

Bugün herkes turizmden söz ediyor.

Nazilli'nin marka şehir olmasından bahsediliyor.

Ekonominin canlanması isteniyor.

Peki elimizdeki bu tarihi mirası koruyamazsak hangi değerle öne çıkacağız?

Mastaura dünya çapında bir arkeolojik alan olabilir.

Sümerbank, Cumhuriyet sanayi tarihinin yaşayan müzesi olabilir.

Arpaz, Ege'nin en önemli kültür rotalarından biri haline gelebilir.

Ama bunların hiçbiri, yalnızca konuşarak gerçekleşmez.

Bu eserlerin siyasi tartışmaların dışında tutulması gerekiyor. Bakanlıklar, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve bu kentin tüm dinamikleri ortak bir irade ortaya koymak zorunda. Çünkü kaybedilen her tarihi yapı, yalnızca taşını değil; kimliğimizi, hafızamızı ve geleceğimizi de beraberinde götürüyor.

Bugün sessiz kalan taşlar, yarın tamamen susabilir.

O gün geldiğinde ise çocuklarımıza gösterecek bir tarih değil, sadece eski fotoğraflar kalır.

Nazilli'nin buna hakkı yok.

Artık tarih konuşulmamalı...

Korunmalı.