Nazilli tarihinde ilk kadın kaymakam olan Huriye Küpeli Kan, görevinde başarılı çalışmalarına devam ediyor.

Sayın Kan’ın atanmasıyla birlikte ilçe tarihinde bir ilk yaşandı. Nazilli’ye ilk kez bir kadın kaymakam atanmış oldu. İçişleri Bakanlığı’nın 2024 yılı kararnamesi ile yaklaşık 300 mülki idare amirinin görev yeri değiştirildi ve Huriye Küpeli Kan da Nazilli Kaymakamı olarak göreve başladı.

Daha önce çeşitli il ve ilçelerde kaymakam ve vali yardımcısı olarak görev yapan Sayın Kan, hizmet anlayışıyla kısa sürede esnafın, köylünün ve çiftçinin sevgisini kazandı. Nazillililer kendisine “Devlet Ana” lakabını taktı.

Onu makamında otururken görmek pek mümkün değil. Sayın Kan, Nazilli’nin 82 mahallesini tek tek dolaşıyor; köylünün ve çiftçinin sorunlarını yerinde tespit ediyor. Kendi deyimiyle “Halkın içi en iyi hizmet sahasıdır” anlayışıyla çalışıyor.

Ramazan ayında vatandaşların davet ettiği iftar sofralarına katılıyor. Zeytin sıkma fabrikalarını ziyaret ederek zeytinyağının üretim sürecini yerinde inceliyor.

Öksüz ve yetim çocuklar için düzenlediği iftar programı ise Nazilli’de büyük ilgi gördü. Bu organizasyon, vatandaşın gözünde Sayın Kaymakam’ın değerini daha da artırdı. Devletin şefkatli yüzünü gösterdi.

Nazilli halkı, bir mülki idare amirinin devleti nasıl yücelttiğine tanıklık ediyor. Türkiye’de böyle kaymakam ve valilerin sayısının artması en büyük temennimizdir.

Nazilli halkı olarak böyle bir kaymakamla gurur duyuyoruz. Sayın Kan’ın daha güzel hizmetlere imza atacağına inanıyoruz.

Türkiye’de kadın kaymakam sayısı 2016 yılında 32 iken, 2022 yılında üç kat artarak 101’e yükseldi. Ben buna çağdaş ve güçlü Türkiye’nin yükselişi diyorum.

**

ÇAĞDIŞI ZİHNİYET

Mehmet Yiğit, Aydın İl Milli Eğitim Müdürü. 1978 doğumlu olan Yiğit, 2014 yılından bu yana Milli Eğitim’in çeşitli kademelerinde görev yaptı.

Haziran 2025’te Aydın İl Milli Eğitim Müdürü olarak göreve başladı. “Proje insanı” olarak tanınan bir eğitimci.

Ancak görevinin altıncı ayında tartışmalı bir uygulamayı devreye soktu. Aydın’ın 17 ilçesinde görev yapan ilçe milli eğitim müdürleri arasında kapsamlı bir rotasyon uygulaması yapıldı.

Bu uygulamayla bazı müdürler yakın ilçelerle yer değiştirdi. Eğitim camiası hâlâ bu kararın şaşkınlığını yaşıyor.

Kış ortasında yapılan bu rotasyonun aile düzenlerini zorlayacağı eleştirileri yapılıyor. Böyle bir kararın daha uygun bir zamanda uygulanması gerektiği dile getiriliyor.

Eğitim gibi hassas bir alanda alınan kararların, eğitim camiasının huzurunu gözetmesi gerekiyor.

Sayın Müdür’ün Aydın’da eğitimi oldu bitti kararlarla değil, yasa ve yönetmeliklere uygun; saygı ve istişare temelinde yürütmesi gerektiği ifade ediliyor.

Sonuçta kazanan her zaman Türk Milli Eğitimi olmalıdır.

**

YOĞUN BAKIM MI, BAKIMEVİ Mİ?

Türkiye son 20 yılda alacağı nüfus artışının önemli bölümünü son 5 yılda yaşadı. Bunun topluma getirdiği sorunlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor.

Özellikle sağlık hizmetlerinde sıkıntılar giderek artıyor.

Nazilli’de yıkılan eski Devlet Hastanesi’nde yoğun bakım ünitesi 8 yataklıydı. Yeni yapılan Nazilli Devlet Hastanesi’nde bu sayı 75’e çıkarıldı.

Yoğun bakım kapasitesi yaklaşık 10 kat artmasına rağmen yatak bulmak hâlâ zor.

Nazilli’ye gelen yoğun bakım hastaları, yer bulunamadığı için Aydın, Söke veya Kuşadası’ndaki hastanelere sevk ediliyor.

Yer bulunamazsa özel hastanelere yönlendiriliyor.

Bu noktada önemli bir sorun ortaya çıkıyor. Yoğun bakıma yatırılan bazı hastalar, hasta yakınları tarafından hastaneden çıkarılmak istenmiyor.

Bazı aileler hastalarını hastanede tutmak için baskı yapabiliyor. Hastaneler adeta bakım evi gibi kullanılmak isteniyor.

Oysa hastaneler bakımevi değildir.

Yaşlı bakım evlerinin aylık ücretleri 45 bin TL civarındayken yeni yıl itibarıyla 60 bin TL’ye kadar çıktı.

Geçim sıkıntısı yaşayan vatandaşlar bu ücretleri karşılamakta zorlanıyor.

Ancak çözüm hastaneleri bakım evi gibi kullanmak olmamalıdır.

Bu sorun büyümeden çözüm bulunması gerekiyor. Aksi hâlde sağlık sistemini ciddi şekilde zorlayacak.

**

GÖZÜNÜ KAN BÜRÜDÜ

Ortadoğu’da yaşanan savaşlar, bölgeyi yöneten anlayışın ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

İnsan ilişkilerinde olduğu gibi devletler arasındaki ilişkilerde de insanlık kavramı zayıflamış durumda.

Dostluklar bitmiş, çıkar hesapları öne çıkmış.

Devletler halkın refahı için değil, belli güç odaklarının çıkarı için hareket ediyor.

Ortadoğu’da yaşanan savaşların bedelini yine masum insanlar ödüyor.

Binlerce insan hayatını kaybediyor, şehirler yıkılıyor, ülkeler harabeye dönüyor.

Bu tablo karşısında insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Neden Ortadoğu’da bilim ve akıl ön plana çıkmıyor?

Neden medeniyet yerine savaş ve yıkım konuşuluyor?

Bu coğrafyada yaşanan trajediler Müslüman dünyası için de büyük bir sorgulama konusu olmalıdır.

Türkiye’nin ayakta kalmasını sağlayan en önemli ilke ise Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışıdır.

Türkiye’yi Ortadoğu’daki birçok ülkeden ayıran en önemli farklardan biri de devlet işleri ile din işlerinin birbirinden ayrılmış olmasıdır.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan tablo Müslüman dünyası için son derece düşündürücüdür.