“Millî” sözünü duyunca irkilirim. Aklıma ilk olarak İstiklâl Marşımız gelir.
Milletimizi temsil eder. Yediden yetmişe herkes, millî marşımızı duyduğu yerde saygı içinde ayağa kalkar ve sonuna kadar dinler.

Ardından millî takımlarımız gelir aklıma.
Futbolda, basketbolda ve sporun her dalında “millî takım” ifadesini kullanırız; çünkü milletimizi temsil ederler.
Yüzmede, atletizmde ülkemizi temsil eden sporculara da “millî sporcu” deriz.

Bunları çoğaltmak mümkündür. “Millî” kelimesi, milletimizi temsil eden her değeri ifade eder.

Buraya kadar her şey doğru…
Ama şu “Millî Piyango”ya ne oluyor?

Kumar, son zamanlarda toplumun baş belası hâline gelmiştir.
Emniyet ve güvenlik güçlerimizin bu konuda neredeyse her gün operasyon yaptığını görüyoruz.

Bu illetin son kurbanı bir avukatımız oldu.
Uyuşturucu etkisi altındaki kumarbaz bir genç, önüne gelen bir avukatı silahla vurarak öldürdü.

Kumar ve uyuşturucu illeti, kanser gibi; gençliğimizi ve insanlarımızı sinsi sinsi ele geçiriyor.
Uyuşturucu kullanımında Avrupa’da birinci, dünyada ise 14’üncü sıradayız.

Kumar ve uyuşturucu arttıkça boşanmalar ve suç oranları da artıyor; yuvalar yıkılıyor.

Fazla uzatmadan sadede geleyim:
Dünyanın neresinde kumara “millî” deniyor?

Hiçbir ülkede böyle bir uygulama yoktur.
Ama ülkemizde kumara “Millî Piyango” adı verilmiş. Birkaç çıkarcı için kumar “millî” hâle getirilmiş. Böyle bir şey olabilir mi?

Devlet büyükleri bu duruma el koymalıdır.
Kumardan “millî” kelimesi çıkarılmalıdır.
Hatta kumar tamamen iptal edilmelidir.

“Millî” sözü bir kumarın başına yakışmıyor.

Ülkemizde ihmaller hep felaket getirmiştir. Sonra da bu felaketlerden kurtulmaya çalışırız.
Kişilere menfaat sağlayan Millî Piyango da bu yanlışlarımızdan biridir.

Piyango, kumarın ta kendisidir. “Millî” kelimesi bu işin başından kaldırılmalı, hatta piyango tamamen iptal edilmelidir. Bize yakışan da budur.

**

MAFYA DEĞİL, AMERİKAN ÇÖKMESİ!

Eski çamlar bardak oldu.
İşi bilenlerle işe gidenler birbirine karıştı.

Hak, hukuk, adalet sizlere ömür… Her şey altüst olmuş durumda.
Bugüne kadar mafya hukukun üzerine çökerdi; şimdi ise devletler birbirinin üzerine çöküyor.

Çık çıkabilirsen içinden…

Bundan böyle güçlü olan, her durumda güçsüzü ezecek.
Başladı bile… Amerika’nın yaptıklarına bir bakın.

Endonezya’ya resmen çöktü.
Dünyanın gözü önünde devlet başkanını ve eşini yataklarından alıp götürdü.
Dünya şaşkın şaşkın izledi.

Aradan 10 gün geçti. Devletler arası hukuku korumakla görevli Birleşmiş Milletler ne yapabildi?
Hiçbir şey…

“Atı alan Üsküdar’ı geçti.”
Yetmedi, ABD Başkanı Trump ülkenin petrolüne el koyduklarını açıkladı.

Bugün İsrail ve Amerika, dünyanın resmen kabadayı ülkeleri hâline geldi.
Var mı söylediklerinin üzerine söz söyleyebilecek bir ülke?

Şimdi sırada yeni hedefler var.
İşgal edeceğini açıkladı, yetmedi; İran’ı hedef aldığını ve müdahale edeceğini duyurdu.

Amerika ve İsrail’in İran’a müdahale açıklamalarına İran da aynı sertlikte cevap verdi:
Müzakereye de savaşa da hazırız” dedi.

Orta Doğu büyük bir felaketin eşiğinde.
Tahran rejimi bölgeyi çok daha büyük bir kaosa sürükleyebilir.

Türkiye olarak, birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz.
Yeter ki millete örnek olması gereken siyasiler bu gerçeği görsün ve kısır çekişmeleri bıraksın.

**

TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN NÜFUS TEHLİKESİ

Korktuğumuz başımıza geldi, gelmeye de devam ediyor.
Ülkemizde doğurganlık hızı kritik eşik olan 2,1’in altına düştü.

Aileden sorumlu Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, Birleşmiş Milletler verilerine dayanarak Türkiye’yi bekleyen riske dikkat çekti.

Eskisi gibi evlerden çocuk sesi gelmiyor.
Evlenme yaşı arttı. Anne olma yaşı 30’lara dayandı.
Eskiden anne olma yaşı 18–20 aralığındaydı.

Evlerin yüzde 57’sinde çocuk yok.
Doğurganlık hızı 1,48’e kadar geriledi.

1960 sonrası uygulanan aile planlaması politikalarıyla doğurganlığı azaltıcı tedbirlerin teşvik edildiğini belirten Bakan Göktaş,
BM ve TÜİK senaryolarına dikkat çekti.
Bu gidişle nüfusumuzun 2100 yılında 25–50 milyon arasına düşebileceğini ifade etti.

Yaşlılara yönelik gündüz bakım hizmetlerinin yaygınlaştırıldığını belirten Bakan,
yaşlı bakım merkezlerini ihtiyaca cevap verecek hâle getirme gayreti içinde olduklarını söyledi.

Sayın Bakan, Türk milleti bakamayacağı çocuğu doğurmaz.
Doğum oranlarının düşmesinde ekonomik sıkıntıların etkisi büyüktür.

Biz bir Arap ülkesi değiliz; sınırsız doğum yapamayız.

Sayın Cumhurbaşkanımız da bu konuya sürekli dikkat çekiyor, aileleri çocuk sahibi olmaya teşvik ediyor.
Güçlü Türkiye için bu meselenin hayati olduğunu vurguluyor.

Ne zaman ki ailelerin ekonomik koşulları iyileşir,
işte o zaman doğurganlık hızı 3–4 seviyelerine çıkar.
Bunun başka bir yolu yoktur.

**

DEM PARTİ TERÖRSÜZ TÜRKİYE İSTİYOR MU?

Şapka düştü, kel göründü.
Artık kimse DEM Parti’nin “Terörsüz Türkiye” istediğini söylemesin.

Son günlerde YPG ve SDG’nin Halep’ten çıkarılması için Suriye ordusunun başlattığı operasyona DEM Parti karşı çıktı.
YPG ve SDG’nin yanında saf tuttu.

Bana göre hikâye burada bitti.

Terörsüz Türkiye sürecinde İsrail, Amerika, YPG, SDG ve DEM Parti’nin ortak hareket ettiği artık açıkça görülüyor.
Niyetleri de zihniyetleri de sorunlu.

Devletimiz bu tabloyu artık sahada net biçimde görüyor.

Amaçları bebek katili Apo’yu özgürlüğüne kavuşturmak değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nden kopardıkları her tavizi “kâr” saymıyorlar mı?

Amaçları bu olmasaydı,
4 Ocak’ta Apo’ya özgürlük mitingi yapmak isterler miydi?

Bilindiği üzere bu miting, devletimizin kararlı duruşu sayesinde son anda iptal edildi.

DEM Parti açık oynamıyor.
Amerika ve İsrail’den gelen işaretlere göre hareket ediyor.

Bu durum her geçen gün daha net anlaşılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti, oynanan oyunun farkında.
Türkiye, Suriye’nin güvenliğini kendi güvenliğiyle eşdeğer görüyor.

Bu süreç nereye kadar devam edecek, göreceğiz.
Unutmayalım: Bu dönem, devlet başkanlarının yatak odalarından alındığı bir dönemdir.

Türkiye gerçekten büyük bir devletse,
DEM Parti’ye, YPG’ye ve SDG’ye bu fırsatı vermez.

Amerika, Türkiye’nin bu kararlılığını bildiği hâlde görmezden geliyor.

Türkiye bu saatten sonra geri adım atamaz.
Aksi hâlde bu, saygınlık kaybı olur.

Bölgede YPG ve SDG tamamen tasfiye edilmelidir.

Görünen o ki bu günlerin eşiğine gelmiş bulunuyoruz.
Türkiye bunu yapacak ve başaracaktır.

Tek eksiğimiz, siyasette tek ses olamayışımızdır.
Biz hâlâ birbirimizi yemekle meşgulüz.