Evvela hadiseler silsilesine bakalım.
Boğaziçi Üniversitesi mezunu bir kadın (iş kadınıymış!), okulun 159. Mezuniyet Töreni'nin ardından rahatsızlığını dile getiren mesaj paylaşmış!
“Çarşaflı öğrenciler, anneler, takke takan babalar, yıllarca emek verip o gurur gününü yaşamaya gelen binlerce insan. Türkiye'nin önde gelen bilim yuvasında daha çağdaş bir portre görmek isterdim. Yıllar içinde Türkiye’deki değişimin aynen üniversitemde de olduğunu içim buruk seyrettim."
Çağdaşlıktan anladığı İzmir de daha fazla tık almak için bikinisiyle caddelerde dolaşan kızı kastetmiş olmalı! (Haberlere yansıdı. Görmüşsünüzdür.)
Nü’cü” tayfanın çağdaş Türkiye’den anladığı bu olmalı!
Alın size başka bir çağdaş Türkiye fotoğrafı!
ODTÜ'de düzenlenen mezuniyet töreninde sahne alan bir şarkıcı, dini değerleri aşağılama suçundan tutuklanan komedyen denilen şahsı, şöyle savunmuş:
“Hiciv yapmış, umarım espri yüzünden kimse tutsak olmaz."
Adamdaki rahatlığa bakar mısınız?
Alenen inanca hakaret edeceksiniz.
Ama hiciv olarak kabul edilecekmiş!
Bay şarkıcının tutsak ile tutuklunun ne anlama geldiğini bilmediğini de bir kenara not edelim!
Biliyorsa, çok tehlikeli…
Bilmiyorsa ondan da tehlikeli.
Cehalet diz boyu yani!
***
Biz, konumuza devam edip; şöyle bir tarih yolculuğuna çıkarak günümüze dönelim.
Dönelim ki tarih yolculuklarında kendi varoluş sebepleriyle (yani, onlara kan kusturan zihniyetle) kol kola gezen bir takım dindar çevrelere nişan olsun.
Garip ve dikkatte izlediğimiz bu hal, çok ilginçtir.
Hem inanç temelinde…
Hem de zihniyet temelinde taban tabana zıt olan politik cenahla birlikte hareket etmeleri garabettir.
Bir nevi celladına aşık idam mahkûmu gibi…
Bu nasıl bir evrim ve devrim geçirme tekâmülü ki anlamak mümkün değil!
Kısa bir tarih yolculuğuna çıkalım o halde:
Unutanlara -iyi niyetli olanlar için- hatırlatalım.
Eğer kendilerine çeki düzen vermezlerse; başta ve sonda nakledeceğimiz misallerdeki seküler bağnaz batıcıların kendilerini nasıl bir kaşık suda boğacaklarını görsünler!
Malum olduğu üzere…
Türk kamuoyunda son zamanlarda İslam'a…
Müslümanlara yönelik, nefret derecesine varan eylemler artmış vaziyettedir.
Bilinmektedir ki, samimi Müslümanlara karşı -yoğunluklu-savaş açılma süreci (tesettür ile ilgili) 1980’lerde başladı.
2000’li yıllarda zirve yaptı.
Milli iradenin üzerinden tank paletleri geçti.
Mütedeyyin öğrencilerin eğitim hakları gasp edildi.
Uydurma delillerle birçok masum hapse atıldı.
Bir misal arz edeceğim:
Abim derecesinde sevdiğim akademisyen dostumun, üniversitenden nasıl 10 yıl uzaklaştırıldığına şahit oldum.
2000’li yılların başında…
Hadise aynen şöyle:
Varsa eksik veya fazlası; kendisi söyler.
Başörtülü kız öğrenci, sınav için girdiği bütün salonlardan kovuluyor.
En son olarak…
Bir ümitle, bahsi geçen arkadaşımın sınav yaptığı salona giriyor.
Akademisyen arkadaşım; çaresiz.
Salondan gönderse, kendi inancıyla; yani varoluş gayesiyle çelişecek.
Çıkarmazsa; içerideki bazı öğrenci kılıklı seküler kesimin aparatları (siz, bunun içini 28 Şubat Süreci atmosferine göre doldurabilirsiniz) şikâyet edecek.
O, nitekim ikinci kısmı tercih ediyor ve başörtülü kız öğrenciyi sınava alıyor.
Malum süreç işliyor.
Aparatların şikâyeti üzerine tutanak üstüne tutanak…
Ve üniversiteden ilişiğinin kesilme süreci…
Yani, bu ülkenin öz evlatları kendi öz vatanlarında parya muamelesi gördü.
Çok acılar çekti.
***
Esasında bunun kökeni daha da gerilerdedir.
Tanzimat’tan bu yana batıcı seküler kesim, batı karşısında -hep- aşağılık hissiyle hareket etti.
Bu güruh, zamanla kendilerini bu ülkenin “asli unsurları” olarak görmeye başladı.
Binaenaleyh, batıcı yobaz seküler zihniyet, bu ülkenin aslî vatandaşıymış gibi hareket etti.
Bu hal üzere hareket eden seküler yobazlar ve jakoben elitistler, yerli ve millî duruş sergileyen gerçek Türk Milletine ahkam kesmeye başladılar.
Kendinden olmayanlara Yunan veya soykırımcı İsrail’den daha fazla düşmanlık yaptılar.
***
Ama asıl sorun şurada:
Mağdur olanların şimdi durdukları yer.
Gerçek manada batıcı seküler zihniyetin en ağır taarruzuna maruz kalmışların…
Şimdilerde bu kesimle birlikte hareket etmeleridir.
Can acıtıcı ve can sıkıcı olan durum da budur.
Aynı safta yer aldıkları inançlı kesim idareciler yerine…
(Seversiniz, sevmezsiniz; bu, apayrı bir tartışma konusudur.)
Ya da alternatif bir inanç gurubu var iken …
Seküler zihniyete ram olmak…
Çok sıkıntılı ve acınası bir vaziyettir.
Bu kesimlerin, destek verdikleri seküler kesimin kapısına gittiklerinde …
O kapıların nasıl yüzlerine kapandığını çok iyi biliyoruz.
Sevmiyorsanız…
Tarafsız kalmak en efdalidir.
Her kesime eşit mesafede ol; bundan daha iyidir.
Gerçi İslam tarihine baktığımızda bu türden hadiselere çok rastlıyoruz.
Osmanlı ile mücadele adıyla, soluğu Vatikan kapısında alanların örnekleri tarihte çokça var.
***
Seküler yobazlığın uygulamalarından birkaç örnek daha verip …
Mevzuyu kapatmak; en doğrusu olacaktır.
Bu konu açıldıkça; çok su kaldıracaktır.
Dahası, yeni oluşan konjonktürde korkarım ki birlikte hareket eden kesimlerin varlığı başka bir garabet olacaktır.
Ama biz yine de meseleyi somutlaştıralım:
• Bir üniversite de Kur’an’ a yapılan saldırının arkasından seküler yobazı bir gazete Sivas'ta kurulması planlanan Siyer-i Nebi Külliyesi’ni asılsız ithamların odağına yerleştiriyor. Bahsedilenin aksine Külliye, bütün kanuni izinleri almış. Faaliyete öyle başlamış. Ancak laikçi seküler yobaz gazete ısrarla "yasa dışı medrese faaliyeti" haberine devam ediyor. Ayrıntılara girmiyoruz. Çünkü her şey kanuni çerçevede yapılıyor.
• Malum, aynı orta çağ yobazı seküler gazete, bu defa kız çocuklarını hedef tahtasına oturtmuş. Eğitimine, kıyafetine göre yorum yapmış. (Bu çocuklar, anadan üryan olsaydı çağdaşlıkta zirve yapacaktı. Sosyal medyada soyunarak para kazanan seküler yobazlardan geçilmediğine göre!) Yani orta çağ batıcısı yobaz gazete, İslami değerlere düşmanca saldırmaktadır.
• Bu tür yobaz seküler gazetelerin öğrenicilerinden birisi de yine tesettürlü kadınlar hakkında ileri geri konuşup "kapalılar kapatılmalı" demişti de daha sonra tutuklanmıştı. Bunlar Anayasal suç işlediklerinden en az on yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalıdırlar. Yok öyle dindarlara saldırıp kıçını kurtarmak!
• Son aylarda bu türden orta çağ batıcı kafasıyla hareket eden yobaz çağdaşlara! göre mütedeyyin, dindar, tesettürlü Müslümanların Allah’ın verdiği nimetlerden faydalanması yasak! Olmalıymış. Plajlara dahi girmemeliymişler!
• Bu tür laikçi yobazlıkları sıralamak mümkündür. Son olarak Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin mezuniyet töreninde bir öğrencinin üzerinde Kur'an-ı Kerim'deki "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" ifadesinin yer aldığı pankart hadisesidir. Bu konu üzerine yetkililer gerekli açıklamaları yaptılar. Çokça üzerinde duruldu. (Dövizi açan öğrenci üzerinde de ayrıca düşünülmelidir. Bu ayrı bir bahis.)
***

Ancak su uyur; seküler yobaz tayfa uyumaz.
Uyumaz da; bu tayfa ile aynı karede yer alan, onlarla birlikte ittifak halinden arz-ı endam eden, yol yürüyen dindarlara ne demeli?
Buradan mantıki olarak şu netice çıkar:
Bu hal üzere olan dindar kesim, bu yobazların yaptıklarını onaylıyorlar demektir.
Hafazanallah.
***
Mezkür batıcı yobaz seküler kesim, Avrupa’daki veya Hıristiyan bir ülkedeki rahibelere 'gerici' diyebilir mi?
Hıristiyanlara ait okullar hakkında bir şey söyleyebilirler mi?
Dil uzatabilir mi?
Haydi yapsınlar da görelim.
Gerçi yapmazlar.
Bu kafa yapısındaki seküler yobazlara göre oradaki insanların helaları dahi kutsaldır!
Ama ülkemizde, Müslümanların çoğunlukta olduğu bir yerde baş örtüsü -hâlâ-problem olabiliyor.
Saldırıya maruz kalabiliyor.
Görünüşte uygar; mesture bir hanımı gördüklerinde içlerinden şeytan çıkan bir güruh, hemen ortaya çıkıveriyor.
İşte asıl mesele budur.
Bunları savunan yobazlarla birlikte hareket eder gibi görünen dindar kesim çok dikkatli davranmalıdır.
Manen mesuliyetleri zaten olacaktır.
Ama Müslümanları ciddi anlamda rencide etmektedirler.
Tez elden yapılması gereken şudur:
TBMM, başörtüsü ve aile müessesesini Anayasal güvence altına almalıdır ki bu mesele bir daha gündeme gelmesin.