ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) bir projenin gerçekleştirilme kararı verilirken çevresel etkilerinin de dikkate alınmasını sağlayan bir araçtır. Karar alma organları proje için gerekli yatırım iznini vermeden önce, sunulan ÇED raporları yardımıyla projenin olası çevresel etkilerini incelemektedirler. Bu nedenle ÇED çalışmalarının kalitesi ve güvenilirliği sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda yüksek derecede önem taşımaktadır. Türkiye’de 1993 yılından beri yürürlükte olan ÇED yönetmeliği, çeşitli revizyonlar yapılarak günümüze kadar gelmiş fakat bugün geldiğimiz sonuç noktalarına baktığımızda uygulamaların gerçekleri görmek ve uygulamaktan, ihtiyaçları karşılamaktan uzak kaldığı görülmektedir. Türkiye’de uygulanan pek çok projede doğal-kültürel-tabiat-arkeolojik varlıkların yok sayılması, projelerin tarım-sulak-yaşam alanları içinde veya yanında kurulması, projelerin yarattığı çevre kirlilikleri ve canlı yaşamını tehdit etmeye başlaması halkın ve sivil topluk kuruluşların ÇED süreçlerine daha fazla duyarlılık göstermesine, müdahil olmasına sebep olmuştur. Aydın’da son yıllarda giderek artan şekilde jeotermal santral ve maden ocaklarının kurulması, bu işletmelerin tarım-sulak-yaşam ve yerleşim alanlarına veya yanlarına, kültürel-doğal-tabiat ve arkeolojik sit alanlarına, milli park ve ormanlık içine, zeytin-incir ve pamuk bahçelerine kurulması, bu işletmelerin kurulum ve faaliyetleri sırasında yarattıkları çevre kirlilikleri nedeni ile canlı yaşamını tehdit etmeleri, buna rağmen bunlar için kurulum aşamasında karar organları tarafından ÇED gereklidir kararı verilmemesi nedeni ile Aydın halkında ciddi rahatsızlık meydana gelmektedir. ÇED yönetmeliğinin ilk yayımlanmasından günümüze kadar geçen yaklaşık 23 yıllık dönemde, Türkiye’de toplam 4094 ÇED kararına imza atıldığı ve bunların 4051 tanesinin ( yüzde 99) ÇED olumlu olarak sonuçlandığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın internet sayfasında yayınlanmıştır. 23 yıllık dönemde yalnızca 43 adet (yüzde 1) yatırım girişiminin ÇED olumsuz olarak sonuçlanması gerekçesiyle izin alamadığı belirtilmektedir. Bu rakam ise çok düşük olup Türkiye’de halkın verilen ÇED kararlarının doğruluğu konusunda duyduğu kuşkuyu haklı çıkaracak düzeydedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ÇED başvurusu yapılan projeleri 7 ana sektör başlığı altında ele almaktadır: Atık kimya tesisleri, enerji yatırımları, petrol ve madencilik, sanayi yatırımları, tarım ve gıda, turizm ve konut, ulaşım ve kıyı yatırımları. ÇED kararlarına bakılınca en fazla yatırım yapılan alanın petrol ve madencilik sektörü olduğu, bunu enerji yatırımlarının takip ettiği görülmektedir. ÇED kararlarının illere göre dağılımına bakınca 23 yıl içinde en fazla yatırım yapılan, en fazla ÇED kararının alındığı il İzmir olup, bunu sırasıyla Ankara, Kocaeli, İstanbul ve Adana’nın izlemiştir. Aydın ili 23 yıllık süreçte en fazla ÇED kararı alınan 21’ci il omuştur. Aydın ili 2014,2015 ve 2016 yılları Çevre Durum Raporlarına baktığımızda toplam 280 ÇED kararın alındığını görmekteyiz (2014=100,2015=110,2016=70). ÇED olumlu ve ÇED gerekli değildir kararların sektörel dağılımına baktığımızda çoktan aza doğru maden, tarım ve gıda, enerji, sanayi, turizm, atık kimya şeklinde olduğunu görmekteyiz. Aydın’da 2014, 2015 ve 2016 yıllarında karar alınan toplam 280 projeden sadece 1 proje için (maden) ÇED gereklidir (yüzde 0.4) kararı verilmiş olup, yüzde 90’na ÇED gerekli değil, yüzde 9.6’na ÇED olumlu kararı verilmiştir. ÇED yeterlik belgesi olan kuruluşlar incelendiğinde, Türkiye genelinde toplam 218 kuruluşun yeterlik belgesi olduğu ve bunun yüzde 44’ünü Ankara’da bulunan firmaların oluşturduğu görülmektedir. Bu durum ÇED firmalarında yerellikten çok Bakanlık’a yakın olmanın daha önemli olduğunu düşündürmektedir. Türkiye’de ÇED yönetmeliliğinin uygulamaya başladığı 1993 yılından itibaren geçen süreçte ÇED uygulamalarına baktığımızda sonuçların amacına yeterince hizmet etmediğini, hizmet etmek bir yana Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınması ve yaşamını tehlikeye sokacak bazı zayıf noktalar taşıdığını, tehdit ettiğini görmekteyiz. Uludağ Üniversitesinden G.Salihoğlu, N.K.Salihoğlu ve B.B.Algül Türkiye’de ÇED uygulamaları ile ilgili yaptıkları araştırmada ÇED uygulamalarının zayıf yönlerini ve tehdit eden kısımlarını tespit etmişler. Bu araştırmaya göre Türkiye’de uygulanan “ÇED yönetmenliğinin zayıf yönleri”. Karar verici kurumun siyasi etkiden bağımsız olmayışı, ÇED hazırlayan kuruluşların ücretinin yatırımcılar tarafından doğrudan ödeniyor olması, İzleme yapacak kamu personeli sayısının yeterli olmaması, İzlemelerin şeffaf olmaması, Format üzerine odaklanmış bir yaklaşımın benimsenmesi, Alan verilerinin eksikliği, Veri ve bilgi eksikliğini gidermek için uzmanlarla çalışılmaması, ÇED raporlarının sadece ÇED bürolarındaki personel tarafından hazırlanması, Halkın katılımının yalnızca bir toplantıdan ibaret tutulması, Ek 1 ve Ek 2 ayrımının sadece teknik olarak yapılması ve bilimsel değerlendirmeden geçirilmemesi (Önemli çevresel etkileri olan projelerin ÇED kapsamına girmeyebilmesi), ÇED raporlarında kalite standardının olmayışı, İDK üyelerinde nitelik aranmayışı, ÇED yönetmeliğinin kalite standardı olmayan prosedürel bir yönetmelik olması, ÇED dosyalarının kamuoyu tarafından incelenebilmesi için çok kısa sürelerin verilmesi, Yönetmeliğin sürekli değiştiriliyor olması ve geçici maddelerin ilave edilip çıkarılması, Seçme-eleme kriterlerinin yeterince spesifik olmayışı ve yeterli kalitenin aranmayışı, Ek-2 proje başvuruların sadece bir kurumun incelemesinden geçiyor olması, Ek-2 proje tanıtım dosyalarının kamuoyuna açık olmaması, ÇED raporlarında atıl bölümlerin bulunması, Yer seçimi alternatifi ve proses alternatifi içermeyen ÇED dosyaları, ÇED kararından önce birçok kararın alınmış olması (yer seçimi yapılmış, uygulanacak proses kesinleştirilmiş önlemler belirlenmiş projeler), İzlemelerin yine ÇED hazırlayan kuruluşlar tarafından yapılıyor olması, İzlemelerin şeffaf olmaması ve otoriteler tarafından sıkı kontrollerin yapılmaması Türkiye’de uygulanan ÇED yönetmeliğin zayıf yönleri olarak tespit edilmiş. Bu araştırmada ÇED yönetmeliğinin Türkiye’de sürdürülebilir yaşam ve kalkınmayı “tehdit eden kısımları”. ÇED sürecinin siyasi erkin hizmetinde olma olasılığı, ÇED raporlarının kalitesinin düşük olması ve gerçekleri yansıtmayışı, Yatırımların halka rağmen yapılması, Demokratik ve şeffaf süreçlerin işletilmemesi, ÇED sürecinin bürokratik bir son kontrole dönüşmesi, ÇED sürecinin amacına ulaşmaması, Projelerin çevre ve insan sağlığı için tehdit oluşturma potansiyelinin sürmesi olarak tespit edilmiş. Aydın ve Türkiye pratiğinde pek çok proje için karar organları tarafından verilen ÇED gerekli değil ve ÇED olumlu kararlarının açılan davalar sonucu bilirkişilerin verdiği kararlar doğrultusunda iptal edilmesi Uludağ Üniversitesi akademisyenleri tarafından dile getirilen ÇED’lerin zayıf ve tehdit edici yönlerinin haklılığını göstermektedir. Görünen o ki Türkiye’nin geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmeden, sürdürülebilir kalkınma ve yaşamının daha fazla zarar görmeden ÇED yönetmeliğinin acilen değiştirilmesi gerektiğidir.