Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) tanımına göre şiddet; bir yaralanma ya da yaralanma tehlikesi, ölüm, psikolojik hasar, gelişim bozukluğu ya da yoksunlukla sonuçlanan, bir kişiye, kişinin kendi kendine, bir grup ya da topluma kasıtlı olarak fiziksel ya da duygusal zor kullanması, güç uygulaması veya tehdididir. Şiddet dünya genelinde halk sağlığını ilgilendiren önemli sorunlardan biridir. Her yıl 1.6 milyon insan şiddet nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Dünya genelinde 15-44 yaş arası şiddet nedeniyle gerçekleşen ölümlerin oranı erkeklerde yüzde 14, kadınlarda yüzde 7’dir. Şiddetin sonuçlarından etkilenen milyonlarca insan ise; yaralanmakta, sakat kalmakta veya ruhsal sağlık sorunları yaşamaktadır. Şiddet ne yazık ki insanlık tarihinde, yaşamın politik, ekonomik, sosyal ve psikolojik tüm alanlarında çeşitli biçimlerde yaşana gelmiş olgu ve sorunlardan biridir. Şiddet olgusu ister gerçek ve ister potansiyel olsun, bireylerin yaşam kalitelerini büyük ölçüde zedeleyen, zarar veren, yöneldiği kişi ve kesime göre çeşitli olumsuz etkiler yaratan ve bugün hemen hemen her toplumda mücadele edilen sosyal sorunların başında gelmektedir. Şiddetin yoğun olarak uygulandığı bir kesim olan kadınlar da söz konusu durumun yarattığı fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. 25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeş Patria, Minerva, Maria Mirabel’in cesetleri bir uçurumun dibinde bulundu. Mirabel kardeşlerin, tecavüz edilerek vahşice öldürüldüğü ortaya çıktı ve onlar diktatörlüğe karşı mücadelenin sembolü oldu. Bütün dünyada yankı bulan bu gelişmeler karşısında Birleşmiş Milletler 17 Aralık 1999’da, 25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak benimsenmesine karar verildi. Kadına yönelik şiddet yaygın, toplumsal ve çok boyutlu bir sorundur. Şiddet davranışı, içine sadece fiziksel içerikli şiddeti değil, sözel ve psikolojik tacizi de içeren davranışlar ile birine bilerek rahatsızlık veya fiziki olarak zarar vermeyi içermektedir. Kadına yönelik şiddetin nedenleri incelendiğinde, toplumun kadına ve erkeğe bakış açısı, ekonomik problemler, biyolojik ve psikolojik nedenler öne çıkmaktadır. Şiddet, sonuçları ile bireylerin fiziksel ya da psikolojik sağlığını derinden etkileyen bir yıkımdır. Kadına yönelik şiddet dendiğinde ilk akla gelen fiziksel şiddet yani dayak, yaralama ve cinayet olsa da şiddetin başka türleri de var. Örneğin kadının ev dışında çalışmasına izin vermemek, gelirine el koymak, ailesi ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermemek, hakaret etmek veya istemediği halde cinsel ilişkiye zorlamak da şiddettir. Bunlar genelde ülkemizde şiddet yaşayan ve uygulayan pek çok kişi tarafından şiddet olarak tanımlanmaz ve daha az önemsenir. Ama fiziksel şiddet dışında kalan şiddet ve baskı yöntemleri en az fiziksel şiddet kadar kısa ve uzun vadeli çok olumsuz izler bırakır. Bugün, fiziksel, duygusal/psikolojik, ekonomik, cinsel şiddet veya şiddet tehdidi yüzünden her kesimden milyonlarca kadın baskı altında yaşıyor, toplumsal hayata daha az katılıyor, zorla evlendiriliyor, sakat kalıyor veya öldürülüyor. Üstelik şiddet aile içinde gerçekleştiğinde etkisi de daha yıkıcı oluyor. Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’nda; Türkiye’de 100 kadından 42’si eşinden veya birlikte olduğu kişiden fiziksel veya cinsel şiddet görmektedir.Yine “Türkiye’de kadına yönelik şiddet” araştırmasında kadınların yüzde 35’nin fiziksel şiddet gördüğü saptanmıştır.Kadınları yaşamları boyunca etkileyen farklı şiddet biçimleri, kadınların yaşamlarının sınırlanmasına ve kendi yaşamları hakkında karar verme haklarının ellerinden alınmasına neden olurken, onların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Şiddetin kadınların fiziksel sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri arasında ilk sırada yaralanmalar gelmektedir. Şiddete maruz kalan kadınlar, fiziksel sağlıklarının yanı sıra kendilerini daha kötü hissetme, intihar etmeyi düşünme ve intiharı deneme gibi ruhsal problemde yaşamaktadır. DSÖ’ne göre şiddet önlenebilir sosyal sorunlardan biridir. Kadına yönelik şiddet ,temel bir insan hakkı ihlali olup,kadınlara yönelik toplumsal cinsiyet ayrımcılığının sürdürülmesinde kullanılan bir araçtır. Kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olarak ele alınıp, devletin ve toplumun tüm organlarının aktif katılımıyla elbirliğiyle çözümüne yönelik yaptırımlar getirilmesi ve bu yaptırımların toplumsal bir zihniyet değişikliğine yön vermesi hedeflenmelidir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde veya hızla müdahale edilip önüne geçilmesinde sözü edilen devlet kurumları ile aracı organların sistemli ve koordineli çalışması son derece stratejik bir öneme sahiptir. Kadına yönelik şiddete önlem ve müdahale konusunda söz konusu bu kurum ve organlar arasında en fazla önem taşıyanları şöyle sıralanabilir: Polis, aile mahkemeleri, genel hukuk ve mahkeme personeli, mahalli polis, mahalli otorite sosyal hizmet departmanları, mahalli otorite ev bulma departmanları, mahalli otorite eğitim departmanları, sağlık hizmetleri, vatandaşlık hakları kurumları, kadın koruma ve yardımlaşma dernekleri, şiddete maruz kalmış kişileri koruyan ve destekleyen kurumlar, çocuklara yönelik hayır kurumları, akrabalar, mahalli destek grupları, gençlik projeleri, diğer gönüllü sektör projeleri, özel çabalar.Kuşkusuz kadınlarla çocukları koruyucu hükümet politikaları ve bunlar sonucunda çıkarılacak kanunlarla gerçekleşebilecek hukuki reformlar çok daha büyük önem taşımaktadır. Hukuksal yaptırımlar, toplumun şiddet konusunda genel zihniyetini değiştirici okullardaki eğitim programlarının değiştirilmesi, medya ve internet üzerinde kadına yönelik cinsel obje ve şiddet içerikli aktivitelerin takip edilip engellenmesine yönelik çalışmaları desteklemelidir. Bu yaptırımlar olmadan, toplumsal ve sosyal bir iyileşme beklenmesi mümkün değildir. Çünkü yaptırımları güçlü olmayan bir toplumda kadınlar ve çocuklar cinsel ve şiddete yönelik tacizlere maruz kalmaya devam edecekleri gibi, sosyal destekten ve korumadan yoksun ve yalnız başına bırakıldıkları takdirde uyuşturucu çeteleri, kadın ve çocuk ticareti gibi daha kurumsal tuzakların içerisine itilerek sorunun daha da içinden çıkılamaz ve topluma daha çok zarar verici hale gelmesi kaçınılmaz olacaktır.