Aydın’dan Aydın beyine

Birgün önce eşsiz doğa ve tarih eşliğinde Aydın’dan Aydınoğulları’nın başkenti Birgi’ye yolculuk etmiştik. Pek çok güzelliği yaşamış ve şahit olmuş olsak bile bu gezide tek eksik kalan Aydınoğulları Beyliğini kuranların babaları olan Aydın beyini hatırlatacak herhangi bir eser ile karşılaşmamış olmak oldu. Bu durum aslında normaldi, çünkü Aydın bey Aydınoğulları Beyliği kurulmadan önce ölmüş Karacasu Boyasın’da (Esençay) defnedilmiş idi.
Yola çıktığımızda sabahın ilk ışıkları Aydın üstünde yeni süzülmeye başlamıştı. Gökyüzünde bizi, akşam bıraktığımız kızıl topa dönem güneş yerine, beyaza dönen ay karşıladı. Uzun ve yorucu bir yolculuk olacağını söylemişti bize rehberlik eden sıtma savaş teknisyeni arkadaş. O nedenle kahvaltı yapmadan yola çıkmıştık. Kahvaltıyı Sultanhisar’da sabahçı bir kahvenin bahçesinde yaptıktan sonra yola tekrar koyulduk ve ilk durağımız olan Bozdoğan Çamlıdere pazarına ulaştık. Çamlıdere pazarı bu bölgede kurulan en büyük köylü pazarlarından biri. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen pazar ağzına kadar insanlar ile doluydu. Herkes alışverişini yapıp biran önce işine gücüne dönme aceleciliği içindeydi. Pazarda hayvanlar için saman ve yem, tarım yapabilmek için alet edevat, köylüler için giyim kuşam, yemek ve kışlık için sebze meyve ve baklagiller, çocuklar için oyuncaklar vs. olmak üzere pek çok ve çeşit satış yapılan ürün vardı. Bizlerde taze sebze ve meyve alışverişi yaptıktan sonra, kahvede çayları yudumlarken köylüler ile çiftçilerin ve Aydın’ın sorunlarını konuşma fırsatı bulduk. Pazar hızla seyrekleşmeye başladığında bizlerde yolumuzun ikinci durağı olan dağların eteğinde kurulmuş Yenice, Dutağaç ve Olukbaşı köylerinin olduğu bölgeye doğru yola çıktık. Amasya köyünden geçen Akçay’ın suları azalmış, daha önce çayın kenarında bulunan piknik alanları kaybolmuştu. Görünen, susuzluk etkisini bölgede göstermiş.
Yol güzergahında ufukta ilk Yenice köyü görüldü. Köydeki evlerin mimarisi, güzelliği, temizliği uzaktan seçiliyordu. Daha sonra Dutağaç köyüne uğradık. Köy girişinde ilk dikkati çeken görüntü, muntazam şekilde yan yana taş ve ağaç karışı malzemeden yapılmış, kırmızı kiremitli evlerdi. Bu evlere biz hiç yabancı değildik. Evler bir gün önce Aydınoğulları Beyliğinin başkenti olan Birgi’de gördüğümüz evlerinin neredeyse aynısı idi. Aynı mimaride evler, camiler, dar sokaklar Olukbaşı köyünde de vardı. Bölgede bitki örtüsü olarak incir ve zeytin ağaçları yer yer çam ağaçları ile yer değiştiriyordu. Yollarda ve dağlarda keçi sürüleri, evlerin depolarında keçi kılı depoları, çoğu evin alt katlarında da dokuma tezgahları vardı. Olukbaşı köyü neredeyse keçi kılından yapılan kumaşların Türkiye’de piyasasının belirlendiği merkez. Yörük geleneklerinin en güzel örneklerini yaşatan bölge insanının ev sahipliği, sıcaklığı ve hoş sohbeti bölgede üretilen ve yetiştirilen tüm ürünlere lezzet ve bereket katıyor.
Öğle vakti su başında oğlak çevirmesi yedikten sonra gezinin üçüncü durağı olan Yaykın’a doğru yola çıktık. Akçay üzerine kurulu Kemer barajında su büyük oranda azalmış. Dünyanın sekizinci harikası diye tanıtılan Arapapıştı Kanyonu ile baraj arası ilişki kesilmiş, kanyon kurumuştu. Baraj kenarına kurulmuş olan Seyir Tepesi ise sanki güzellikleri göstermek için değil, Büyük Menderes Havzasında tek tek kurumaya yüz tutan nehir, çay, göl, barajları yani çölleşme sürecine giren havzayı Aydınoğullarına göstermek ve hatırlatmak için kurulmuştu. Resmi makamlar tarafından sürgün yeri olan görülen ve o nedenle pek yatırım yapılmayan Yaykın, bölgede üretilen organik incir ve zeytinlerin bereketi ile lezzet durağı haline gelmiş. Yaykın’dan Karacasu’ya doğru yola çıktığımızda kırmızı topraklar üzerinde alabildiğine geniş bir alanda incir ve zeytin bahçeleri karşıladı bizi. İncir ve zeytine lezzet veren kırmızı topraklar neolitik çağdan beri Karacasu’da üst düzeyde çömlekçiliğin yapılmasına da fırsat vermektedir. Karacasu’da işinin erbabı çömlek ustaların eserleri işte bu kırmızı toprağın özellikleri sayesinde Afrodisias’taki mermer ustaların heykelleri ile yarışacak kadar güzel olmaktadır.
Karacasu merkeze varınca 15’ci yüzyıldan kalma Hacı Ali Ağa Camisi (Çarşı Camii) hemen dikkati çekmekte. Moloz taş, ahşap çatı, kiremitle örgülü kargir yapı niteliği taşıyan caminin minaresi tuğladan yapılmış, caminin iç ve dış duvarları tıpkı Aydınoğullarının başkenti Birgi’deki Çakırağa konağının duvarlarını kaplayan kalem işi meyve motifleri ile süslenmiş.
Tok ağırlamak zor olduğu için Karacasu’nun meşhur pidesini yiyemedik ama en azından acı bir kahvesini içmek için doğal güzellikleri, yayla evleri, çok zengin ağaç ve bitki türlerinin olduğu Kahvederesi yaylasına uğradık. Doğal bir meditasyon alanı olan Kahvederesi’ne doyamadan inişe geçtik. Karacasu ile göz göze bakışan Babadağ arasında bulunan Dandalaz çayı ve vadisi yüzyıllardır bölgede yaşayan insanları doyurmuş, sarmış sarmalamış barındırmış. Bugün ise Dandalaz vadisi büyük bir tehlike ile karşı karşıya. Vadinin göbeğinde Afrodisiyas yakınında ve vadinin Denizli il sınırında jeotermal ve termik santralleri kurulması düşünülmekte. Dandalaz çayı suyunun azalması Karacasu baraj su seviyesinin büyük oranda azalmasına sebep olmuş. Dandalaz vadisinde tarımsal ilaçların çok fazla ve sık kullanılması, Karacasu’nun kentsel atıksuların arıtılmadan baraja bırakılması, baraj suyundaki ağır metal kirlilik seviyesini artırmakta. Nitekim 2019 yılı Avrupa Birliği ve Türkiye Devleti’nin ortak yürüttükleri Büyük Menderes Havzası Koruma Eylem Planı sonuçlarında Karacası barajı suyunun kimyasal durumuna baktığımızda “iyi durum elde edilemediği” görülmektedir.
Aydınoğulları Beyliği kurucularının babası Aydın Beyin Esençay’da yer alan türbesine ulaştığımızda güneş yüzünü batmaya çevirmiş, hava serinlemişti.
Aydınoğulları Beyliğinin Ege Bölgesine ilk giriş yaptıkları ve yerleştikleri yerleşim yeri Aydın’nın Karacasu ilçesidir. Aydın Bey’in Aydın İl sınırları içinde öldüğü bilinmesine, Esençay’da Aydın baba isimli bir türbenin varlığı yıllardır bilinmesine rağmen, türbenin Aydın Bey’e ait olduğu ancak 2009 yılında tescillenmiştir. Biz Aydınoğullarının torunları olarak aslımızı unuttuğumuzdan olmuş olsa gerek, 2014 yılında türbe Aydın Valiliği Özel İdaresi tarafından restore edilmiş olsa da restorasyon Koruma Kurulu tarafından aslına uygun restore edilmediği için iptal edilmiştir. 2020 yılının Ekim ayına geldiğimiz bu günlerde türbe restorasyonu halen devam etmektedir. Aydın Bey’in türbesi meyvesi, tohumu, odunu ve kabuğu her derde deva olan, kökleri yatay şekilde uzanan meşe ağacının altında bulunmaktadır. Aydınoğulları işte bu noktadan tüm Ege’ye yatay şekilde yayılarak Anadolu’nun bu topraklarına kök salmış, bizlere vatan yapmış, emanet bırakmışlardır. Peki bizler, bize emanet edilen bu toprakları koruyup kollayabiliyor muyuz? Aydın topraklarının parsel parsel yabancılara satılması, kirletilmesi, yaşanmaz hale getirilmesi bu soruya gönül rahatlığı ile evet dememize engel. Bu engelin devası ise aslımıza dönmek, geçmişimizi, nereden geldiğimizi unutmamakla mümkün.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Metin Aydın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Aydın Ses Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Aydın Ses Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Aydın Ses Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Aydın Ses Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Mehmet Kaçmaz - Metin Hocam emeklerinize ve yüreklerinize sağlık... Aydın oğullarının ayranı kabarmaya dursun. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı canını dişine katarak sonuna kadar savunacaktır.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Ekim 02:14


Aydin Markaları

Aydın Ses Gazetesi, Aydin ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (256) 213 16 50
Reklam bilgi

Anket Sitemizi nasıl buldunuz?