Edward Said’in buna tekabül eden Şarkiyatçılık tarifi de şöyledir: “...(O)ryantalizm kültür, bilim ve kurumlar tarafından sessizce meydana çıkarılmış basit bir tema yahut politik bir alan değildir. Doğu üzerine yazılmış eserlerin geniş ve yaygın bir koleksiyonu da değildir… Batı’nın “Doğu” dünyasını ezmeye yönelik hain bir “emperyalist komplosu” da sayılmaz ve bu görüşü temsil etmez. Oryantalizm estetik, bilimsel, ekonomik, sosyoloji, tarihe ait ve filolojik metinler aracılığıyla “aktarılmaya” çalışan bir cins jeo-ekonomik görüşler bütünüdür. Oryantalizm coğrafi bir tanımlama değildir. Aksine Dünya’nın Doğu ve Batı olmak üzere eşit olmayan iki ayrı bölüme ayrılmasıdır. Bir çeşit “çıkarların” toplamıdır. Bu çıkarlar sadece oluşturulmuş değillerdir. Aynı zamanda bilimsel keşifler, filolojik çalışmalar, psikolojik analizler, manzara tarifleri ve sosyolojik açıklamalarla ayakta tutulmaya çalışan müesseselerdir. Bu sistem açıkça ayrı bir dünyanın yönlendirilmesi, kullanılması, hatta eritilmesi için gösterilen gayretlerin tamamını kapsar. Oryantalizm bilhassa brüt politik iktidarla ilişkili görünmeyen bir hitap şekli, fakat çeşitli iktidarların kuvvet farklarından doğan ve varlığını öylece sürdüren dengesiz bir alışveriş düzenidir. Bu alışveriş bir ölçüye kadar sömürge ve imparatorluk idarelerinde olduğu gibi siyasal iktidarla; dile ait (linguistik), mukayeseli anatomi yahut modern politik ilimlerden herhangi biri olarak geçerli ilimler alanında entelektüel iktidarla; din, kanunlar, kıymet hükümleri, ulusal zevk ve edebiyat alanında kültürel iktidarla; “Biz” ve “Onlar” esasına dayanan fikirler halkası içinde ahlakî iktidarla sürer gider” (Said, 1998: 26-27). Oryantalist bilimciler, katı orta çağ bakış açısından yumuşak temayüllere girdiğini zannetmek; safdilliktir. Özellikle oryantalist birçok araştırmacı, Doğu’ya ait hakikatleri, ince ayarlarla bilimin emrine arz etmişlerdir!

Batılı zihniyete göre Doğulu olmak, hatalı yerde yaratılmış olmakla eşdeğerdir. Buna göre Doğu; ancak Batı ile bütünleşirse, Batı’nın dediği gibi hareket ederse; yani oryantalizmin uygulayıcısı olursa o takdirde “onlardan” sayılacaktır. Buna rağmen “bizim çağdaş dünyamızda yeriniz yoktur” hükmünce muameleye tabi tutulacaktır. Gizli oryantalizm olarak da nitelenen bu tavır ve ideolojik alt yapının fikrî izahı şu şekildedir: “‘Medeniyet’ demek ‘Batı’ demektir: ‘Bütün mesaimiz Türkiye’de asrî, binaenaleyh batılı bir hükümet vücuda getirmektir. Medeniyete girmeyi arzu edip de garba teveccüh etmemiş’ millet hangisidir? Batı’nın her türlü medenî eserlerini alacağız.” Bu anlayış zahirde muasırlaşmanın (çağdaşlaşma) bir icabı, hakikatte ise oryantalizmin (gizli) hüküm fermâ olmasıdır. (İslam Medeniyetinde Tıp ve Kadavra Üzerine İlk Otopsi Çalışmaları adlı çalışmamızdan).

Hamiş:

“Unutursak; unutuluruz” başlıklı makalemizde sehven “Türkçülük fikrinin ünlü simalarından biri olan Ziya Gökalp'in hayatının son anlarında Fransız hastanesinde yatarken, ebedî aleme intikal etmeden bir gece önce, mukaddesata galiz küfürler ederek başını duvarlara vura vura öldüğünü; cesedinin de hastane morgunda Hıristiyan geleneklerine göre muamele yapılarak kaldırıldığını...” paylaşmış, kaynak olarak da Genç Beyin Dergisini (Eylül-2002, shf. 38) göstermiştik. Bizim inancımız, rivayetlere göre değil, zahire* göre hüküm vermemizi emreder. Bu anlamda tarihe not düşme adına bu zaruri açıklamayı borç biliyoruz. Şöyle ki, kendi beyanı olmadığı müddetçe hiç kimseyi -amelleri ne olursa olsun (o husus, Yaradan ile o kişi arasındadır.)- Müslüman değildir diye sonuç çıkarmamız doğru değildir. Kaynak derginin, kaynağını bilmediğimizden nakiller üzerinden neticeye varamayız.

*Zahire göre hüküm vermek, bir kişi veya durum hakkında karar verirken, niyetler veya gizli kalpler (bâtın) yerine, dışarıdan görünen, somut delil, ifade ve davranışların (zâhir) esas alınması demektir. İslam hukukunda "hüküm zahire göredir" ilkesi geçerlidir; kalplerdekini ancak Allah bilir. (Sorularla İslamiyet,23.02.2023)