İnsan ilişkilerinin en hassas kırılma noktalarından biri hiç şüphesiz “menfaat” kavramıdır. Kimi zaman dostlukların içine sinsice girer, kimi zaman akrabalık bağlarını zedeler, kimi zaman da toplumun temel ahlak anlayışını sessizce kemirir.

Menfaat, sözlük anlamıyla kişinin kendi çıkarını gözetmesi demektir. Aslında hayatın doğal akışı içinde herkes belirli ölçüde menfaat sahibidir. İnsan çalışır, kazanır, emek verir ve karşılığını almak ister. Bu yönüyle menfaat tamamen kötü değildir. Ancak mesele; insanın çıkar uğruna vicdanını, ahlakını ve insanlığını kaybetmeye başlamasıdır.

Bugün çevremize baktığımızda birçok ilişkinin samimiyetten çok çıkara dayalı olduğunu görmek mümkündür. İnsanların bir kısmı makam için, bir kısmı para için, bir kısmı da çevre edinmek adına ilişkiler kurmaktadır. Özellikle güç ve koltuk sahibi insanların etrafında oluşan kalabalıkların çoğu zaman samimiyetten değil, beklentiden beslendiği görülmektedir. Çünkü menfaatin olduğu yerde sadakat çoğu zaman geçicidir.

Peki kimler menfaat içinde olur?

Aslında menfaat duygusu her insanda az ya da çok vardır. Ancak karakteri zayıf olanlar, ahlaki değerleri ikinci plana atanlar ve çıkarı her şeyin üstünde görenler menfaat ilişkilerine daha fazla yönelir. Bazıları dostluğu sadece işi düşünce hatırlar. Bazıları selamı bile kazanç hesabıyla verir. Dün yüzüne bakmadığı insanın, bugün makam sahibi olunca etrafında dolaşmaya başlayanları toplum olarak hepimiz görüyoruz.

Menfaatin faydaları var mıdır?

Doğru kullanıldığında elbette vardır. İnsan kendi menfaatini düşünerek çalışır, üretir, yatırım yapar, ailesini korur ve geleceğini planlar. Bir esnafın kazanç istemesi, bir öğrencinin iyi bir meslek hedeflemesi ya da bir çalışanın emeğinin karşılığını araması doğal bir menfaattir. Çünkü insan tamamen çıkarsız yaşayamaz. Hayatın düzeni belli ölçüde karşılıklı fayda üzerine kuruludur.
Fakat menfaat; vicdanı bastırmaya, insanlığı unutturmaya başladığında tehlikeli hale gelir.

Menfaatin kötü yönleri nelerdir?

En büyük zararı güven duygusunu yok etmesidir. Menfaat üzerine kurulan dostluklar ilk çıkar çatışmasında dağılır. İnsanlar birbirine şüpheyle yaklaşmaya başlar. Samimiyet azalır, riyakârlık çoğalır. Özellikle siyasette, ticarette ve sosyal hayatta çıkar uğruna yapılan sahte davranışlar toplumun ahlak yapısını zayıflatır.
Menfaat insanı zamanla bencilleştirir. Sadece kendini düşünen bireyler çoğaldıkça yardımlaşma azalır, vicdan körelir. İnsanlar artık “Doğru olan nedir?” sorusundan çok “Bana ne kazandırır?” sorusunu sormaya başlar. İşte toplumların çürümesi tam da burada başlar.

Menfaatin getirisi nedir?

Kısa vadede kazanç sağlayabilir. İnsan bazı kapıları açabilir, bazı imkanlara ulaşabilir, bazı çevrelerde yer edinebilir. Ancak menfaat üzerine kurulan hayatların ömrü genellikle uzun olmaz. Çünkü çıkar ilişkileri samimiyet taşımaz. Çıkar bittiğinde ilişki de biter. Menfaat uğruna elde edilen kazanç, çoğu zaman huzuru beraberinde getirmez.
Gerçek dostluk, zor zamanda yanında kalan insanlarla anlaşılır. Gerçek insanlık ise karşılık beklemeden yapılan iyiliklerde ortaya çıkar.

Kimler menfaatçı olur?

Kendini merkeze koyanlar, vicdan yerine hesabı önceleyenler, makamı karakterden üstün görenler menfaatçılığa daha yatkındır. Menfaatçi insanlar genellikle güçlüye yakın durur, çıkarı bitince yön değiştirir. İnsanları araç olarak görür, işi bitince unutur. Bu kişiler bazen çok kibar, çok yardımsever hatta çok dost canlısı görünebilir. Ancak davranışlarının merkezinde çoğu zaman beklenti vardır.
Oysa insanı değerli yapan; menfaati değil, vefasıdır.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; çıkar ilişkilerinden uzak, samimiyetin ve güvenin yeniden değer kazandığı bir anlayıştır. Çünkü menfaatin büyüdüğü yerde insanlık küçülür. Vicdanın sustuğu yerde ise hiçbir kazanç gerçek anlamda başarı sayılmaz.