Konumuza geçmeden evvel şu hususu tekraren belirtmekte fayda vardır.
Kim olursa olsun…
Hangi milletten olursa olsun…
Hangi dinden olursa olsun (ki Müslüman olanlar önceliğimizdir) …
Masum, mağdur, mazlum halkların yanındayız.
Emperyalizmle yek vücut halinde mücadeleyi kim yapıyorsa maddi-manevi desteğimiz tamdır.
Soykırımcı İsrail ile vahşi kapitalist haçlı emperyalist zihniyetin son temsilcisi ABD’nin haksız işgallerine direnen halkların mücadelelerini destekliyoruz.
Bu anlamda İran’ın bütünlüğünün devamı esastır.
Zira, parçalanması hem ülkemiz hem de bölgemiz açısından tehlikelidir.
Bu başka bir husustur.
Dolayısıyla İran- (emperyalist) ABD- (soykırımcı katil) İsrail savaşında akl-ı selim hiç kime farklı düşünmüyordur.
Bizim konuya farklı açıdan yaklaşmamızın sebebi hakikatlerin üzerinin örtülmemesidir.
***
Konuya dönersek…
Soykırımcı İsrail ile birlikte İran’a savaş açması üzerinde düşünülmesi gereken konuları barındırmaktadır.
Konuyu herkesin bakmadığı çerçeveden bakan birçok akademisyen, yazar vardır.
İyi ki varlar.
Merhum Nasreddin Hoca’nın “eşeğine neden ters biniyorsun” diyenlere verdiği cevapta gizlidir.
Ne diyordu merhum Nasreddin Hoca: “Ben eşeğe ters binmiyorum. Siz, eşeğimin tarafından meseleye bakıyorsunuz. Halbuki benim tarafımdan baksanız eşeğin ters gittiğini göreceksiniz”
İşte, farklı açıdan savaşı elen alanlardan biri de Ahmet Şimşirgil hocadır.
Makalesinde konuyu şu şekilde ele almış (*):
ABD-İsrail İran savaşı memleketimizde bir gerçeği daha ortaya çıkardı. Aslında öteden beri bunu hep dile getiriyorduk. Ancak ne kadar dikkate alındığı belli değildi. 47 yıldır "Şii Hilali", "Şii Ekseni" kurma adıyla İslam ülkelerini karıştıran, ABD hangi İslam ülkesine girerse kendisi de giren ve kurdurduğu Şii terör tugaylarına katliamlar yaptıran böylece neredeyse her ülkenin içerisinde terör devletleri oluşturan İran, en büyük düşman ve rakip olarak gördüğü Türkiye’yi boş bırakır mıydı?
Elbette ve asla bırakmazdı. Bırakmadı da. İran terör grupları eliyle Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Yemen ve Somali'de korkunç katliamlara imza atarken Türkiye’deki propagandistleri bunları hep küçültmeye, üzerini örtmeye çalıştı. İran’ın İsrail ve ABD düşmanlığı öne çıkarılarak perdelenmeye çalışıldı.
Bu katliamlarda parmağı olan katiller öldürüldüğünde anında şehit diye manşetlere taşıdılar. ABD veya İsrail tarafından öldürülmesi aklanmasına yetiyordu çünkü. Kasım Süleymani, Hasan Nasrallah, Ali Hamaney ve diğerleri öldürüldüğünde bu plan ülkemizde tıkır tıkır işledi. Basınımızda bunların taşeronluğunu yapan o kadar çok kişi var ki…
Bunlar suret-i Haktan görünürler. İran karşıtı imiş gibi dururlar. Hatalarını arada bir dile getirirler. Fakat ilk İran-İsrail atışmasında İran’ın bütün günahlarının üzerine koskoca bir çizgi çekerek görünmez kılarlar. Hatta, “İsrail’e biz bir taş dahi atmadık” diyerek İran’ı İslam adına daha fedakâr göstermekten dahi çekinmezler.
Şu son savaş, bunu bütün çıplaklığıyla bir kez daha gözler önüne koydu. Öldürülen Ali Hamaney ve yanındakiler için gazete manşetleri "şehit oldular" diyerek süsledi... İran ile kıblemiz bir vurgusu yapılmaya başladı. "İsrail büyük düşman" denilerek İran’a şu an en büyük desteğin verilmesi dile getirildi. İran’ın 40 yıldır işlediği melanetler, “onlar basit hatalardı” denilerek geçiştirilmeye çalışıldı. “Herkes hata yapamaz mıydı canım” edebiyatına döküldü iş.
Bu düşüncedeki adamların Irak ve Suriye’deki korkunç katliamları sadece acıdan reyting devşirmek için kullandıkları ve zerre ders çıkarmadıkları hatta daha ileri söyleyeyim üzülmedikleri anlaşılıyor. Evet zaman zaman yürek yakan manşetler attılar, ne kadar reyting yaptı diye baktılar ve bir üst makamlara gelmek için sağa sola göz kırptılar. Hepsi bu. Gazze şovmenlerini de görmedik mi?
Neticede İran bir daha aklandı ve paklandı. Hâlbuki İran’ın kırk yıldır yaptıklarından en ufak bir nedameti dahi yok. Şayet ABD, İsrail veya bir başka ülke Türkiye ile savaşa girse siz İran’ın diğer İslam ülkelerinde gerçekleştirdiği o korkunç yüzünü işte o zaman göreceksiniz. Siz yere çömeldiğinizde boynunuzu vurmak isteyen cellat gibi harekete geçecektir.
***
Son sözümüz şu olsun: Bu savaşın ülkemiz açısından çok şeye gebe olduğu kadar; lehine neticeler vereceği de muhakkaktır.
*(Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil Türkiye Gazetesi 13.03.2026)