Aydın’da, Nazilli’de, Türkiye’nin dört bir yanında artık benzer haberlere her gün rastlıyoruz. Uyuşturucu operasyonları, silahlı kavgalar, dolandırıcılık olayları, genç yaşta suça sürüklenen çocuklar… Bir zamanlar toplumda büyük infial yaratan olaylar artık birkaç saat konuşulup unutuluyor. İşte en korkutucu nokta da burada başlıyor: Suçun normalleşmesi.

Eskiden bir mahallede polis sireni duyulduğunda insanlar camlara çıkardı. Şimdi kimse dönüp bakmıyor bile. Çünkü toplum olarak kötü haberlere alıştık. Hatta bazı olaylar artık “olağan” kabul edilmeye başlandı. Oysa bir toplumun en büyük çöküşlerinden biri, suça karşı duyarlılığını kaybetmesidir.

Bugün özellikle uyuşturucu meselesi gençleri adeta kıskaca almış durumda. Okul çevrelerinde, sokak aralarında, sosyal medya üzerinden kurulan kirli ağlar gençleri hedef alıyor. Daha da acısı, bazı gençler bunu bir tehlike değil, “özgürlük” ya da “özenti” olarak görüyor. Çünkü suçun üzerindeki toplumsal baskı her geçen gün azalıyor.

Sadece uyuşturucu değil… Trafikte magandalık normalleşti. Kadına şiddet haberleri sıradanlaştı. Dolandırıcılık olayları günlük hayatın parçası oldu. İnsanlar artık “Aman bana dokunmasın” anlayışıyla hareket ediyor. Toplumsal refleks kayboldukça suç daha rahat hareket alanı buluyor.

Burada ailelere, eğitimcilere, yöneticilere ve medyaya büyük görev düşüyor. Çünkü suç sadece polisiye bir mesele değildir; aynı zamanda sosyal bir yaradır. Çocuklarına yeterince zaman ayıramayan aileler, gençlerin yalnızlığını göremeyen sistemler ve toplumsal değerlerin aşınması bu tablonun büyümesine neden oluyor.

Medya olarak bizlerin görevi ise yalnızca olay yazmak değil, toplumun dikkatini kaybettiği tehlikelere yeniden ışık tutmaktır. Çünkü bazı haberler sadece okunup geçilmemeli; düşündürmeli, rahatsız etmeli ve harekete geçirmelidir.

Unutmamalıyız ki suçun normalleştiği bir toplumda güven duygusu yıkılır. Güvenin olmadığı yerde ise huzurdan, birlikten ve gelecekten söz etmek zorlaşır.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Biz gerçekten suçla mücadele ediyor muyuz, yoksa ona alışıyor muyuz?