Çoğu zaman üzerimize devrilmeye hazır devasa bir dalga gibidir hayat.

Rüzgârın estiği yöne göre eğilen, akıntıya kapılıp sürüklenen ve rengini her an değiştirenlerin dünyasında; yerini yurdunu, duruşunu ve onurunu korumak en büyük erdemdir.

Eskilerin o meşhur tabiriyle söylersek: "Elif gibi dik durmak."

Bu sadece bir harf benzetmesi değil, bir karakter bildirgesidir özünde.

Alfabenin ilk harfi olan Elif,
Matematikteki "1" gibidir; yalındır, tektir ve dümdüzdür.
Ne sağa sapar ne sola bükülür.

İnsanın hayat karşısındaki duruşu da böyle tam da böyle olmalıdır.


Günümüzde "stratejik davranmak" adı altında ambalajlanan bukalemunluk yeni dokunduğu nesnenin rengini almak, aslında ruhun omurgasızlığıdır.
Menfaat neredeyse oraya meyleden, rüzgar gülü gibi dönen bir karakter, belki günü kurtarır ama yarını adla inşa edemez.

Güven, inşa etmesi yıllar süren ancak yıkılması saniyeler alan bir köprüdür.

"Bir orada bir burada" olanlar, hiçbir yerde tam olarak var olamazlar.

Oysa Elif gibi duran kişi, dostuna huzur, düşmanına ise bir sınır çizer.


Yılmamak, hiç düşmemek demek değildir.

Elif gibi dik durmak, düştüğün yerden yine aynı istikametle kalkabilme iradesidir. Umudun tükenmesine izin vermek, ruhun teslim bayrağını çekmesidir.


"Karanlık, ışığın yokluğu değil; insanın gözlerini yummasıdır."

Hayat ne kadar sert vurursa vursun, başı eğik olmamak bir kibir göstergesi değil, bir haysiyet meselesidir.

Zorluklar karşısında bükülmeyen o içsel direnç, bizi biz yapan asıl cevherdir.

Sonuç olarak dünya bizden sürekli şekil değiştirmemizi, esnememizi, biraz ondan biraz bundan olmamızı talep eder.

Oysa gerçek güç, değişen şartların içinde değişmeyen bir özle kalabilmektir.

Bir orada bir burada değil, tam burada; kendi değerlerinin merkezinde.

Elif gibi dik duranların yolu belki biraz daha yokuştur, belki rüzgarı daha sert göğüslerler ama onlar başlarını yastığa koyduklarında, aynaya baktıklarında gördükleri yüzün gerçekliğini hiçbir şeye değişmezler.

Hayat herkesi sınar.

Kimi yoklukla, kimi makamla, kimi yalnızlıkla… Ama hangi şartta olursa olsun insan kendi özünü kaybetmemeli.

Bir orada bir burada olan karakterler günü kurtarabilir belki ama ömür boyu saygı kazanamaz.

Dik duran insanlar ise bazen yalnız kalır ama asla değersiz kalmaz.

Bugün belki yorulmuş olabiliriz.

Belki kırılmış, haksızlığa uğramış, hatta unutulmuş olabiliriz. Ama insanın başı yalnızca secdede eğilmeli çıkar karşısında değil.

Duruşunu kaybetmeyen insan, eninde sonunda kendi vicdanında kazanır.

Hayat gelip geçer…
Geride ise insanların ne kadar zengin olduğu değil ne kadar sağlam durduğu hatırlanır.

Bu yüzden insan, ne olursa olsun Elif gibi olmalı:
Dik… sade… dürüst… ve güven veren.

Tarih sadece alfabedeki elif olanları matematikteki 1 gibi duranları yazacaktır.
Fatih gibi, Mustafa Kemal dibi.

Diğerleri is sonbaharda miadı dolmuş bir yaprak misali silinip gidecektir.

Sağlıcakla...