İfsad, bozma, fesada uğratma, karıştırma, kargaşalık ve bozgunculuk çıkarma, anlamlarına gelmektedir.

Kelimeler, meramı ifade etmede asıldır.

Yeni nesil, eski nesil, fark etmiyor; toplumun ekserisi ortalama 50 kelime ile konuştuğundan dolayı bazı kelime anlamlarını ifade etmekte fayda görüyoruz.

***

Mevzuya dönersek…

Ülkemizin nüfus problemi, Küresel bir projenin yerel yansımasıdır.

Batı kültürünü her şartta özümsemiş Türk halkı, gitgide erkek kadın eşitliğini esas alan bir hayat tarzını benimsemek zorunda kalmıştır.

-Kadın-erkek eşitliğinden ziyade, kadın-erkek arasındaki adaletten söz etmek, medeniyetimizin bize icbar ettiği bir prensiptir.-

Kadın erkek eşitliği adı altında dayatılan erkeksi kadın figürü gerek sosyal medyadan…

Gerekse görüntülü ve yazılı iletişim kanallarından sürekli pompalanmıştır.

Pompalanmaya da devam etmektedir.

-2026 Dünya Kupası açılış merasiminde kadın mı erkek mi olduğu belli olmayan dansçıların boy göstermesi, bunun küresel çapta bir proje olduğuna en güncel delildir.-

Meslek guruplarının adını vererek tartışmaya meydan vermek istemem.

Ama erkek mesleklerini yapan kadınların idrak etmeden (özellikle bu tabiri kullandık) erkeksi özelliklerle “erkek gibi kadın” sıfatını kazanması/kazandırılması feminist hareketin gönüllü denekliğine yol açmıştır.

***

Buradan hareketle şunu söylemek, teşhis açısından önemlidir:

Aileyi ifsadın yegâne yolu, “erkeksileşen” kadınların nispetini artırmaktır.

Binaenaleyh, feminizmin ana amacı şu olmamış mıdır?

Erkeksi kadın üretmek.

Bu ithal “izm”, projeyi hayata geçirmek ya da buna zemin hazırlamak için her türlü yolu mübah kabul etmiştir.

(Kendini islamcı olarak tanımlayan bir kısım türbanlı kadınların feminist olduklarını söylemesi; dikkatle analiz edilmesi gereken bir husustur.)

Sonuç:

Doğurmaktan kaçınan kadın…

Özgürlükçü “feminist” kadın…

Şu tespit, tezimizi daha net ifade edecektir:

“Erkeksi bir varoluş tarzı benimseyen bir kadının, özellikle annelik duygusuna ihtiyaç hissedememesi, evlilik motivasyonunu azaltabilir ve diğer etkenlerin yanı sıra evlilik yaşını yukarılara çekebilir.” (Mustafa Merter, Hekaton’la Son Tango: Aileyi İfsat Etme ve İnsanlığın Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi’nin Bir Meta-Analizi, Ketebe Yayınları, shf.28)

***

Pekiyi, bu proje durduk yere mi ortaya çıktı?

Yoksa aşama aşama hayata mı geçirildi?

Bir araştırma sonucundan bahsedelim:

Twenge’nin “Ben Nesli” kitabında şöyle bir analize yer verilmiş. (Jean M. Twenge, Ben Nesli, Terc. Esra Öztürk, İstanbul. Kaknüs Yayınları)

Kadınların, erkeksileşmesinin nasıl mütemadiyen arttığını gözler önüne seren bir araştırma.

1970’li yıllarda %20’lerde olan erkeksi kadınlar…

1990’lara gelindiğinde % 80’lere baliğ olmuş.

Bunu tetikleyen ana sebep, kültürün kodlarıyla oynayan sinema, film gibi kültür emperyalizminin aparatlarıdır.

Bunun için Batı’da (özellikle ABD) binlerce sinema filmi ya da dizisi çekilmiş…

Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla bahsi geçin süreç, etki alanını daha da genişletmiştir.

Ve maalesef yapay zekâ, bu işin tuzu biberi olmuştur.

***

Gelelim ülkemizdeki nüfus meselesine…

Zerk edilen, pompalan erkeksi kadın rol modellerinin (çıplaklığın özendirilip karşı cinsin hissiyatının örselenip aile kurmanın önemsizleştirilmesi) başta TRT, Kanal 7 gibi iktidar yanlısı medya olmak üzere diğer ana akım medya ve tabi ki sosyal içerik üreten mecralarda arzı endam etmesi, aile kurumunu zedelemektedir.

Bu olumsuz rol modeller, aile kurmayı ötelemekte ya da ötekileştirmektedir.

(Bilerek ya da bilmeden: TRT reklamlarındaki kadın, erkek oyunculara bakarsanız, görürsünüz. Muhafazakâr olduğunu iddia eden kanallar da buna dahildir. Mesela TRT dizisinde oynayan (Taşacak Bu Deniz) iki genç karakterin yeni Şafak gurubunda reklam yüzü olması gibi. Sosyal medyada da görüldüğü üzere, buradaki genç kadın, nişanlı olan; aile kurmayı amaçlayan gençle yaşadığı gayri ahlaki ilişkisi yüzünden nişanın bozulmasına sebep olmuş. Taraf olan genç kadın da bunu teyit ediyor. Yeni Şafak gurubunun, dizide senaryo gereği evli gençleri (erkek olan değil, kadın oyuncu) rol model olarak sunması çelişki değil de nedir? Sayın Cumhurbaşkanımız daha ne yapsın. )

Bakınız, bu hususta sayın Cumhurbaşkanımız konunun önemine işaret ederek tehlikenin çok yakın olduğunu haber veriyor: “Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 35 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Oysa bizim kültürümüzde çocuk, evin neşesi, bunun yanında kızdan torun, bahçe gülü, oğuldan torun ise oğul balı olarak görülür.”

****

Bu kadar gayri ahlaki bombardıman altında kalan Türk halkı ne yapıyor?

Ne yapacak?

Sonuç ortada…

Türk aile yapısı 30 yılda ciddi değişim geçirdi.

Evde roller değişti.

Ataerkil yapıdan “anaerkil” aileye geçildi.

Artık, boşanma, istisna olmaktan çıktı.

Sıradanlaştı.

İki ağız dalaşı yapan soluğu mahkeme salonunda almaya başladı.

Evliliği koruma, yerini korumamaya bıraktı.

Gelenekli aile yapısı tarumar edildi.

***

Bunun neticesi, TÜİK raporlarına daha net yansımaya başladı.

Küresel çetenin genelden yerele olan insansızlaştırma projesi adım adım hayata geçmiş görünüyor.

Buna direnmek istiyorsak aileyi kurtarmamız lazımdır.

Lazımdan da öte elzemdir.

Hem de acilen.

Bununla ilgi alınan tedbirler ümit verici.

Ancak maddi ve manevi tedbirlerle birlikte olursa daha gerçekçi bir çare olacaktır.

Vesselam.