Yakın tarihimizin aydın tabakasının meselelere yaklaşımı; yani tekâmülün mümkün olabilmesinin ilk şartının şarkiyatçı düşüncenin tilmizi olmaktan geçtiğine inanmasıdır. Öyle ki, Türkiye’nin geleceğine yön veren kurumlardaki bilim! adamları ve kadınları, yazarlar, aydın geçinenler, ‘geri kalmışlık’ duygusuyla hareket ettiklerinden, güçlü olanın yanında olmanın gerekliliğinden dem vurmuşlardır. Meselâ, oryantalist şakirtlerden bir yazar, “Türk Hümanizması” adıyla bu fikre dört elle sarılıyor. Ona göre Türk Hümanizması, özünde klasik oryantalist düşüncesi olan fikrî esas almalıdır. Türk toplumunun öbür dünyaya dönük kaderci (yazgıcı) zihniyetinin Türk toplumu üzerindeki egemenliğini sürdürmesi, gelişmenin, Batılılaşmanın önünde set olarak görmesi dikkate şâyândır. Bununla da kalmaz ve devam eder: “Türk ya da batılı, böyle düşünenler Avrupa’yı Avrupâ yapan toplumsal ve ahlakî değerlerin insancıl ve akılcı ilkelere dayandığını ve bu ilkelerin kaynağının Yunan-Roma evreninde aranması gerektiğini bilmemekte ya da unutmaktadırlar. Doğu kaynaklı hıristiyan dinini güçlü ve olumlu etkisi altına alan işte bu değerler sistemidir. Bu gerçeği gözönünde tutanlar, klasik çağın büyük insanlarını naturaliter christiani (doğuştan hıristiyan) değil, tam tersine büyük kilise düşünürlerinin historice gentiles (tarihi açıdan Pagan) olduklarını kabul etmek zorundadırlar.”
Avrupa’yı Avrupa yapan değerlerin Yunan-Roma felsefesinde aranması gerektiğini savunarak “bu amaç doğrultusunda eğitim sistemi tepeden tırnağa değişmeli, Osmanlı tarih ve edebiyatı dahi öğretilmemeli, Latince ve Yunanca öğretimine geçilmeli, siyasal eğitim alanında Yunanistan’ın ve Roma’nın siyasal tarihini ve kurumlar tarihini batı toplumlara oranla daha büyük bir istek ve coşku ile incelenmeli” diyen yazar batıcı, oryantalist tilmizi bir yazar şöyle devam etmektedir: “Batı’da ulusal tarih ve ulusal edebiyat, klasik düşünceye bağlanmaları sebebiyle, kendi başına gençlerin eleştiri ruhuna ve tarihi bilince erişmelerine yardımcı olabilirlerse de Divan edebiyatı ve Osmanlı tarihi İslam evrenine egemen olan hareketsiz, dogmatik zihniyetin ürünleridirler; bu yüzden Din Okulları’nda okuyan öğrencilerin her türlü evrim ve ilerleme fikrine yabancı kalmamaları imkansızdır. Bundan çıkan sonuca göre, gençleri üniversite öğrenimine hazırlayan Türk orta dereceli okulları batı, klasik dillerine yer verilmediği, öbür yandan da Osmanlı tarihi ve edebiyatı bir ölçüde de olsa akılcı ve insanî bir eğitimin sağlanması açısından yararlı olmadıkları için, örnek alındığı ileri sürülen Fransız lisesinin modern kolundan-özgürlükçü biçimlenim ve estetik eğitim açısından- aşağı kaldıkları gibi (Montesquieu, Ronsard, Descartes, Rousseau bir bakıma Yunan ve Roma yazarlarının yerini iyi kötü tutabilirler), batının meslek ve teknik okullarının düzeyine bile erişememektedirler.” (İslam Medeniyetinde Tıp ve Kadavra Üzerine İlk Otopsi Çalışmaları adlı çalışmamızdan).
HAMİŞ: Bütün okuyucularımın mübarek Kurban Bayramını tebrik ederim.