Köşemizde genç yazarlara da yer vermek çok önemli benim için. Yazarlığın henüz başında olan insanların yazamaya teşvik edilmesi onların istek ve cesaretlerini artırır. Aynı zamanda edebiyatımıza da yeni isimler kazandırmış oluruz. Genç yazarlara bir okur olarak bir nebze olsun destek olabilirsek ne mutlu bize!
Bu haftaki konuğumuz Ömer Kızılboğa. Malatyalı genç bir yazar. Kendi hayatından da izler taşıyan ilk kitabı hayırlı ve bol okurlu olsun. Yazarımıza, edebiyat dünyasına hoş geldin diyelim.
Mart 1987…
Kerpiç duvarlı, tek katlı, alçak tavanlı bir evde dünyaya gelir Ömer. Malatya’nın kenar mahallelerinde büyümüş yedi çocuklu bir ailenin çocuğudur. Hasta doğar Ömer. Doktorların “Bu çocuk çok yaşamaz!” dediği küçük Ömer annesinin kıymetlisidir. Hem annesinden hem de ailesinden gördüğü koşulsuz sevgisayesinde hayata tutunur. Yıllar geçer, takvimler 1997’yi gösterir. Ömer o küçük kalbiyle ilk defa o gece korku nedir anlar. Evleri kurşunlanır. Neyseki o korkunç gecede ölüm onları şans eseri teyet geçer ve başka bir eve taşınırlar hemen. Zor bir çocukluk geçirir Ömer. En küçük kardeşinin doğumundan sonra annesinin kanser olduğu anlaşılır. Babası ve abisi annesinin tedavisi için Istanbul’a gider. Artık ailenin bütün yükü Ömer’in üstündedir. Okuldan sonra ve hafta sonları ailesine destek olmak, kardeşlerine bakmak için otogarlarda sakız satmaya başlar. Annesinin tedavisi uzayınca babası bütün aileyi İstanbul’a getirir. Ömer için hayatında artık yeni bir sayfa açılır. Hayat ne kadar zor olsa da onun kalbînde hiç sönmeyen bir yaşam ateşi vardır.
İstanbul’da da hayat kolay değildir onlar için. Özellikle babası öldükten sonra kimse olmaz yanlarında. Yapayalnızlardır. Ömer ve ailesi manevi bakımdan yalnızlık, maddi açıdan ise yokluk içindedir. Annesinin her bulduğu işte çalışsa da kazandığı para evin geçimi için yetersizdir.Ömer okul saatleri dışında bir kuru temizlemeci de işe girer. Abisi askere gitmiştir. Annesine ve kardeşlerine bakmak Ömer’in görevidir. Böyle çok çalışmak zorunda olduğu içinde çok başarılı bir öğrenci olmasına rağmen okulu bırakmak zorunda kalır. Artık Ömer çok erken yaşta hayata atılır. Bir anda çocuk olmaktan çıkar ve bir adam olur artık.
Hayaline kavuşmak…
Bir gün iş yerinde çalışırken gazetede havacılıkla ilgili bir eğitim ilanı görür. Bir an çok heveslenir. Çünkü çocukluğundan beri hayali uçmaktır. Ancak uçuş eğitimi için verilecek kursun ücretini görünce hayalleri suya düşer.Böyle mutsuz ve dalgın çalıştığını gören bir tanıdığı ona “Asla hayellerinin peşini bırakma!”diye bir nasihatte bulunur. Bu sözler Ömer’e bir kıvılcım olur ve Ömer hayalini gerçekleştirmek için bütün gücünü kullanır. Bu Ömer’in hayatında başlayan ikinci perdedir.

Maha….
Ömer bir organizasyon ve medya şirketinin sahibidir. İş bağlantıları dolayısıyla sık sık yurt dışına seyahatlere çıkar. Yine bir gün bir iş gezisinden dönerken Tunus’tan kalkan bir uçakta yan yana gelir Ömer ve Maha. Ömer yanındaki diğer yolcu ile sohbet ederken Maha da dahil olur onların konuşmalarına. Samimidir, sıcak kanlıdır. O da ilk görüşte Ömer’e karşı bir ilgi duyar. İlk gördükleri andan itibaren ikisi de sanki daha önceden birbirlerini tanıyormuşcasına yakın hissederler kendilerini. Maha da iş için İstanbul a gitmektedir ve üç gün oradadır. Ömer uzun zaman sonra ilk defa bu kadar yakın hissettiği bir insanı tanımayı çok ister. Yolculuğun sonunda Ömer onu öteline bırakır. Maha Ömer’e duyduğu ilgi dolayısıyla onunla tekrar görüşmek için Ömer istemeden telefon numarasını kendi verir Ömer e. Birbirlerini tanımak için dolu dolu üç gün onları beklemektedir.

Yıllar sonra aşk heyacanı…
Üç gün boyunca Ömer Maha’ya İstanbul'u gezdirir. Çok eğlenirler. Maha da bir haber ajansında dijital pazarlama direktörüdür. Benzer işlerde çalışmak, aynı duygulara sahip olmak onları daha da yakınlaştırır. İkisinin de aklında hem anın tadını çıkarmanın heyecanı hem de ayrılacak olmanın hüznü vardır. Zaman su gibi akar ve dolu dolu geçen üç günün ardından ayrılık vakti gelir.

Bir başarı hikayesi…
Yenilgiyi asla kabul etmeyen, cesaretli, azimli bir genç. Çok zor şartlarda bile hedefine ulaşmak için her türlü çabayı gösteren hayata karşı içi hep umut dolu bir insan Ömer. Biyografik roman niteliğindeki kitabımız, kararlı bir gencin çocukluğundan itibaren yaşadığı ana kadar bütün engellere rağmen hayalleri için nasıl mücedele verdiğini anlatıyor. Umutsuzluğa düşen, ne yapacağını ve nereye gideceğini bilemeyen boşlukta olan insanlar için bir örnek niteliğinde. İlk sayfasından itibaren okuyucu sarıp sarmalayan sürükleyici bir kitap. Sonuna kadar merakla okudum diyebilirim. Hayat yolculuğunun başında genç bir insanın hem Maha ile başlayan aşkı hem de yokluğun içinden çıkmış bir insanın hayata tutunması ve kaderine meydan okumasının hikayesi.
Yazarımız Ömer Kızılboğa’nın edebiyat dünyasındaki ilk tecrübesi olması dolayısıyla kitapta bazı kelimelerde sıkça tekrara düşmesi ve kahramanın duygularının hep coşkulu ve abartılı anlatımı naçizane benim eleştirebileceğim noktalardan. Onun dışında Ömer’in yolu açık olsun diyelim. İşte gençlerimize örnek gösterilecek bir başarı hikayesi…
Merak edenlere tavsiye edilir.
ALINTILAR:
“Bazen hayat en beklemediğin anda karşına en doğru insanı çıkarıyor.
Ben artık o hayalin içindeyim.
Kaderden terfi aldım.Bu terfi ne bir plaket ne bir unvan ne de bir törenle gelmişti.Yalnızca bir insanın yüreğinde Rabbine şükürle, şehre merhametle, kendine saygıyla yer etmişti.”
Kitabın Adı ve Yazarı: Kumdan Kurulan Hayaller / Ömer KIZILBOĞA
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih: 1.Baskı Kasım 2025, Cenevre Fikir Sanat Yayınları, İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:267