Efe’nin gölgesinde büyüyen bir coğrafyada yaşıyoruz biz…
Dağlarında özgürlüğün yankılandığı, meydanlarında mertliğin oynandığı bir kültürün çocuklarıyız. Bu yüzden zeybek bizim için sadece bir oyun değildir. Zeybek; bir duruştur, bir karakterdir, bir geçmişin omuzlarda taşınan mirasıdır.

Bugün bir düğünde, bir festivalde ya da bir meydanda zeybek oynayan birini gördüğümüzde çoğu kişi sadece figürlere bakıyor. Oysa o ağır adımların içinde yılların hikâyesi vardır. Diz kırışında saygı, kolların açılışında özgürlük, başın dik duruşunda ise onur saklıdır. Çünkü zeybek, efelerin dilidir.

Ege insanı toprağı kadar sert, yüreği kadar merhametlidir. İşte zeybek tam da bunu anlatır. Güçlü görünür ama kibir taşımaz. Ağır oynanır ama içinde büyük bir ruh vardır. Her figür, geçmişten bugüne gelen bir selam gibidir.

Bugün teknoloji çağında büyüyen gençlerin kendi kültüründen uzaklaşmasını üzülerek izliyoruz. Yabancı kültürlere hayran olurken kendi öz değerlerimizi bazen ikinci plana atıyoruz. Oysa bir millet geçmişine sahip çıktığı kadar güçlüdür. Zeybek unutulursa sadece bir halk oyunu kaybolmaz; bir ruh eksilir, bir hafıza silinir.

Ben geçmişimi seviyorum. Çünkü geçmişini bilmeyen bir insanın geleceğe sağlam basamayacağına inanıyorum. Dedelerimizin oynadığı zeybeği izlediğimde sadece bir gösteri görmüyorum; cesareti, asaleti ve Anadolu insanının vakur duruşunu görüyorum.

Bugün hâlâ bir zeybek ezgisi duyduğumda içimde tarif edilmez bir duygu oluşuyorsa bunun sebebi köklerimdir. Çünkü insan ait olduğu kültürü yaşattıkça kendini tamamlar.

Zeybek bir oyun değildir.
Zeybek; Ege’nin yüreğidir.
Ve biz o yüreğin çocuklarıyız.