Ramazan Bayramı geldi…
Ve aslında sadece bir bayram değil, bir kavuşma vakti daha kapımızı çaldı.

Bir ay boyunca sabrın, paylaşmanın ve şükrün içinden geçtik. Sofralarımızda eksilmeyen dualar, kalplerimizde büyüyen umutlarla bayrama ulaştık. Ama bayramı bayram yapan ne tatlılar ne de yeni kıyafetler… Bayramı bayram yapan, yıllardır özlenen o sarılmalar, o “neredesin sen?” diye başlayan içten cümlelerdir.

Bu yıl da aynı oldu.
Yollar doldu, otobüsler taştı, bavullar kapandı. Kimi anne ocağına döndü, kimi çocukluğunun sokağına… Kimi yıllardır küslük taşıdığı bir kapıyı çaldı. Çünkü bayram, insanın içindeki en yumuşak yeri hatırlatır.

Belki de en çok bu yüzden değerlidir.

Bir mesajla yetinmeyip kapıyı çalanlar…
Bir telefonla değil, göz göze gelerek “iyi bayramlar” diyenler…
İşte bayramı gerçek kılan onlar.

Çünkü bu hayatın en büyük eksikliği, aslında birbirimiziz.

Kalabalık sofralar kuruluyor şimdi. Bir tabak fazla koyuluyor masaya; belki gelmeyen birine, belki artık hiç gelemeyecek olana… Ama yine de o masa kuruluyor. Çünkü bayram, eksiklerle birlikte tamam olmayı öğretir insana.

Ve en önemlisi…
Bayram, affetmeyi hatırlatır.

Kırgınlıkların yük olduğu bu dünyada, bayram bize şunu fısıldar:
“İçini hafiflet, gönlünü aç.”

Belki de bu yüzden, en çok bayram sabahları huzur verir insana. Çünkü o sabah, herkes biraz daha iyi, biraz daha umutlu uyanır.

Ramazan Bayramı geldi…
Sevenler birbirine kavuştu.
Uzaklar yakın oldu, kırgınlıklar sustu, özlemler yerini sarılmalara bıraktı.

Ve bir kez daha anladık:
İnsan, en çok başka bir insana iyi gelir.

İyi bayramlar…