Türkiye’de artık bazı haberleri yazarken parmaklar titriyor. Çünkü kullanılan kelimeler, bir ülkenin geleceğine dair en temel güven duygusunu yerle bir ediyor: öğrenci, okul ve silahlı saldırı…
Bu üç kelimenin aynı cümlede geçmesi bile başlı başına bir felaketin ilanıdır.
Henüz 24 saat bile geçmeden, farklı şehirlerde, farklı okullarda yaşanan silahlı saldırı girişimleri… Bu bir tesadüf değil. Bu, görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir alarmdır. Ve bu alarm artık kulakları değil, vicdanları sağır edecek noktaya gelmiştir.
Okul dediğimiz yer nedir?
Güvenin adresidir. Ailenin gözünü arkada bırakmadan çocuğunu emanet ettiği yerdir. Geleceğin inşa edildiği yerdir. Kalemin silahtan güçlü olduğunun öğretildiği yerdir.
Peki şimdi ne oluyor?
Çocuklar sırt çantasıyla birlikte korku taşıyor. Veliler “ders nasıl geçti?” diye sormadan önce “bir şey oldu mu?” diye düşünmek zorunda kalıyor. Öğretmenler artık sadece eğitim vermiyor; aynı zamanda potansiyel bir tehlikeyi gözlemlemek zorunda bırakılıyor.
Ve en acı soru:
Bir öğrenci okula silahla nasıl girebiliyor?
Bu sorunun cevabı sadece güvenlik zafiyeti değildir. Bu, çok daha derin bir çürümenin işaretidir. Aileden topluma, dijital dünyadan sokak kültürüne kadar uzanan bir kırılmadır bu.
Şiddet artık normalleşiyor.
Sosyal medyada silahlarla poz veren çocuklar alkış alıyor. Dizilerde, filmlerde şiddet bir çözüm yöntemi gibi sunuluyor. Öfke kontrolü olmayan bir nesil büyüyor. Ve biz hâlâ “gençlik değişti” diyerek meseleyi hafife alıyoruz.
Hayır!
Bu sadece bir “gençlik meselesi” değil. Bu bir sistem meselesidir. Bu bir denetim meselesidir. Bu bir ihmaller zinciridir.
Okul kapısında güvenlik yoksa,
Aile çocuğunun psikolojisinden bihaberse,
Toplum şiddeti sıradanlaştırmışsa,
Sonuç işte tam olarak budur.
Bugün yaşananlar “kıl payı atlatıldı” diye geçiştirilemez. Çünkü yarın aynı haberin “can kaybı” ile gelmeyeceğinin hiçbir garantisi yok.
Artık susma lüksümüz yok.
Yetkililere açık çağrıdır:
Okullarda güvenlik önlemleri artırılmalı.
Psikolojik danışmanlık sistemleri güçlendirilmeli.
Ailelere yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı.
Ve en önemlisi, bireysel silahlanmanın önüne geçilmelidir.
Çünkü mesele sadece bugünün değil…
Mesele, yarın sınıfa girecek çocuğun hayatta kalıp kalamayacağıdır.
Bu ülkenin çocukları korkarak değil, umutla büyümeyi hak ediyor.
Ve biz…
Bu utancı normalleştirmeyi reddediyoruz.