Anneler Günü…
Takvimde bir gün gibi görünse de, aslında bir ömrün karşılığını tek bir güne sığdırmaya çalıştığımız özel bir zaman. Çünkü anne dediğimiz şey; sadece dünyaya getiren değil, hayata tutunduran kişidir. Yorulduğunda sırtını yasladığın, düştüğünde ilk sesini duyduğun, herkes giderken yanında kalan kişidir anne.

Bir çocuk için anne, dünyanın en güvenli evidir. Küçükken dizimiz kanadığında üfleyip geçen, büyüdüğümüzde içimiz kanarken sessizce yanımızda duran kişidir. Çoğu zaman kendi hayallerinden vazgeçer ama çocuğunun hayallerine omuz olur. Uykusuz kalır, yorulur, üzülür… Ama yine de “Ben iyiyim” demeyi sürdürür.

Bugün birçok kişi annesine sarılabiliyor. Kimileri telefonda sesini duyuyor, kimileri mezar taşına karanfil bırakıyor. Ama ortak olan tek bir şey var: Anne sevgisinin eksilmeyen tarafı. Çünkü anne, yokluğunda bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.

Hayatın yükü ağırlaştıkça insan daha iyi anlıyor annesinin kıymetini. Çocukken sıradan gelen fedakârlıkların aslında ne büyük emekler olduğunu yıllar geçtikçe fark ediyoruz. Bir annenin sessizce verdiği mücadele, çoğu zaman hiçbir alkış almadan yaşanıyor.

Bu yüzden Anneler Günü sadece çiçek alma günü değildir. Bir teşekkür günüdür. Belki geç kalınmış bir sarılmanın, söylenmemiş bir “iyi ki varsın”ın günüdür.

Ve bu yazının sonunda, benim için hayatın en güçlü kadınlarından biri olan; hem annelik hem babalık yaparak beni büyüten canım annem Nazan Altınayar’a ayrı bir teşekkür etmek istiyorum.

Varlığınla güç verdin, yokluğa rağmen dimdik durmayı öğrettin. Sadece bir anne değil, aynı zamanda hayatıma yön veren en büyük kahraman oldun.
İyi ki varsın anne.
Anneler Günün kutlu olsun.