“Onun tehliken altında olduğunu biliyorum. Benim, onun için yapabileceğim bir şey var mı diye sabırsızlıkla bekliyor. Bana bakıyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum. Sedece beni bağışlamasını istiyorum.”
Gazetede bir haber:
“Mavi gözlü, açık kumral saçlı, iri yapılı bir çocuk kaybolmuştur. Kaybolduğunda üzerinde uzun kollu pembe bir tişört mavi bir kot ve siyah… “Kayıp ilanını gördüğüm zaman çok geç olduğunu anladım. O şiş yüzü, kısık gözleri ve tuhaf gülümsemesi gözlerimin önünden gitmedi.
“Her şey yolunda” demeye çalışan o yorgun yüzü, çiçekli ayakkabıları olan bir kız çocuğu kaybolmuştur.”Haber devam ediyordu. Bulan veya görenlerin…
Küçük Diana…
Kimse ailesini seçemiyor. Bu aileni seçememe durumu/şansı/şanssızlığı, kader midir değil midir bilemiyorum ama o kişi için ileride çok da içi açıcı bir geleceğin olmadığının habercisidir diyebilirim. İnsan en güzel zamanalrı olması gereken bebekliğinde/çocukluğunda bile ne sınavlardan geçiyor.
Alkolik bir baba, ezilmiş bir anne ve iki kızı…
Depresif, alkollikliği yüzünden sürekli evde hır gür çıkaran, bağıran, çocuklarına asla ilgi göstermeyen ve en sonunda da boş bir arazideki ağaca kendini asan bir baba. Babanın gazabından çok çekmiş çilekeş, telaşlı, mücadeleci, geçim sıkıntısı ile boğuşan kızlarıyla ilgili olmaya ya da öyle görünmeye çalışan bir anne.
Durmadan sevgili değiştiren, başına buyruk, önünü sonunu düşünmeden hareket eden, narsist, sahiplenici, sulu göz bir abla. Anneye göre, o her zaman doğru düşünür her şeye en önce yapar ama biraz uçarı. Abla biraz değil bildiğin deli tabiri caizse. Tutarsız ve güvenilmez davranışları var. Aileye kök söktürüyor aslında. Mesela bir yıl ara ile iki farklı adamdan hamile kalıyor. İlk ilişkisinde, ailesine de son anda hem hamile olduğunu ve hemen evleneceğini söylüyor. Sonra aniden ilk erkek arkadaşından ayrılıp başka biriyle çıkmaya başlıyor. Bu arada oğlu doğuyor Arthur. Zaten bakacak durumu da beceresi de yok, velayet babaya veriliyor. İkincisi kız.Küçük Diana…
Küçük kız ise evli üç çocuğu var. Ablaya göre ayakları daha yere basan bir tip. Ama onun da kendine göre takıntıları var.Sevgisiz ve kavgalarla büyümenin bir sonucu. Baba ilgili/sevgi göstermeyince kendi başının çaresine bakmak zorunda kalıyor. Abla bu kadar narsist olup öne çıktıkça küçük kız hep göz ardı edilir,öteleniyor.Evin günah keçisi…Kısacası aile bağlarının olmadığı sadece biyolojik olarak bağlanmış, bu sebepten de “sevilmek nedir, mutlu aile nasıl olur” bilmeden büyüyen çocukların insanın içini sızlatan bir durumu…
Küçük Diana…
Abla, ilk bebekte zaten tecrübesiz ve aklı bir karış havada olduğu için ne olduğunun farkında değil iyi kötü bakar ama zaten psikolojisi iyi değil. Bebeği istemez. Bebek; herkese ölü doğdu denir ama sosyal hizmetlere verilir. Nasıl olduysa, aklına ne geldiyse anne bebeğini hiçbir şey söylemeden geri alır. Aradan geçen zamanda yine çok normal değildir. Anneannenin yardım çabasını da geri çevirir. Anne zamanla biraz daha kendine gelir ve sokağa çıkmaya başlar. Bebeği de çıkarır ara ara. Anneanne bir tuhaflık olduğunu anlar. Yine abla kimseye bir açıklama yapmadan bebeğin babası gelir ve her ikisini de alır götürür. Bir yıl aileden hiç haber alınmaz. Anneanne küçük Diana’ nın davranışlarında ve bakışlarında bir tuhaflık hisseder. Zaten ondan sonra da çocuktaki farklılık her geçen gün artar. Diana’nın davranışlarındaki tuhaflıklar ve vücudundaki şişlikler, morluklar, yanıklar, sessiz içine kapanık halleri ilk önce anneanne ve teyze daha sonra ise öğretmeni tarafından fark edilir. Sonrasında Diana’nın yürek sızlatan dramını ortaya çıkarmak için bir mücadele başlar.
İçinde yaşadığımız dönemde ülkemizde ve dünyada yaşanan çocuk istismarı ve şiddetine acı bir örnek Sakar. Tüyleriniz diken diken olarak okuyacaksınız. Yer yer empati kuracak yer yer sinir harbi geçireceksiniz. Ama bunlar gerçek mi evet! Belki yakın çevremizde bile şahit olduğunuz benzeri olaylar vardır. Ne acı! Yazar, Seurat’ın 2009 yılında Fransa’da büyük infial uyandıran Marina Sabatier olayını röportaj tekniğiyle aktardığı bu kitap onun kısa bir anlatısı. Ama bu anlatılanlar bile insanı mahvetmeye yetiyor. Gerçek bir olaya dayanıyor yani. 2019 yılında Éléonore Faucher tarafından sinemaya da uyarlanmış. Okurken de olaylar zihninizde bir film şeridi gibi canlanacak onu da belirteyim. Aile ayrı bir olay, çocuğun yaşadığı trajedi ayrı bir olay. Kitap o yüzden iki eksenli diyebilirim. Kısa ama çarpıcı bir hikaye… İnsanı derinden sarsan bu kitabı okumak isteyenler zor bir okuma olacağını baştan bilsin.Sizi mutlu etmeyecek!..
Kitapla kalın.
ALINTILAR:
Onlar da anlamayacaksa,kim anlayacak? Bu vahşeti.
Onun için kimse asla bir şey yapmamıştı. Onun için hiçbir şey yapamazdım çünkü artık bitmişti.
Kitabın Yazarı: Alexandre Seuret
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih: 1.Baskı 2023, Metis Yayınları, İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:120