12 Eylül, Türk siyasi tarihine yalnızca bir darbe tarihi olarak değil; Ülkücü Hareket’in hafızasına derin yaralar bırakan kara bir gün olarak kazınmıştır.

O günlerde vatanı, bayrağı ve devleti için mücadele eden binlerce ülkücü; cezaevlerine konuldu, işkencelere maruz kaldı, gençliklerinin en güzel yıllarını demir parmaklıklar arkasında geçirdi. Kimi anasından, kimi evladından, kimi yuvasından ayrı kaldı. Nice ülküdaşımız darağaçlarına gönderildi.

Onların tek derdi makam değildi, koltuk değildi, menfaat hiç değildi.
Onların sevdası vatandı.
Onların sevdası Türk milletiydi.
Onların sevdası ay yıldızlı bayraktı.

Mustafa Pehlivanoğlu’nun darağacına yürürken gösterdiği vakar, ülkücü iradenin hafızalara kazınan en acı fakat en onurlu sembollerinden biri oldu. Cezaevlerinde zulüm gören, işkenceye direnen, yıllarca ailesinden ayrı kalan binlerce ülkücünün yaşadıkları ise hiçbir zaman unutulmadı, unutulmayacaktır.

12 Eylül bize bir kez daha göstermiştir ki;
Ülkücülük rahat zamanların değil, zor zamanların davasıdır.

Dün darağaçlarında, zindanlarda ve mahkeme salonlarında ülkülerinden vazgeçmeyenler nasıl dimdik durmuşsa; bugün bizlere düşen de onların hatıralarına, mücadelelerine ve emanetlerine sahip çıkmaktır.

Biz vefayı unutmayız.
Biz çekilen çileyi unutmayız.
Biz şehitlerimizi, zindanlarda ömür tüketen ülküdaşlarımızı unutmayız.

12 Eylül’ün bütün mağdurlarını rahmet, minnet ve dualarla anıyorum. Hayatta olan dava büyüklerimize sağlık ve uzun ömürler diliyorum.

Darağaçlarında son bulan ömürler oldu ama Ülkücü Hareket’in ülküsü hiçbir zaman darağacına çekilemedi.

Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Varlığımız Türk varlığına armağan olsun.