Dünya yine çalkalanıyor. Haberlerde başka ülkelerde başlayan çatışmalar, ekonomik krizler, politik anlaşmazlıklar…
Hepsi birbiri ardına sıralanıyor ve biz çoğu zaman sadece “gelişmeleri takip edenler” olarak ekran başında kalıyoruz. Ama gerçekler, ekranın ötesinde bir başka hikaye anlatıyor.
Son zamanlarda İran ve İsrail arasındaki gerilim bir kez daha gözler önüne serdi ki, savaşın bedelini en çok masumlar ödüyor. Gazeteciler olarak sahada gördüğümüz en acı tablo, ölen veya yetim kalan çocukların sayısı. Sayılar, raporlar, haritalar…
Bunlar sadece veri. Ama kaybedilen hayatlar, geleceği çalınan çocuklar…
Bunlar insani bir trajedi.
Biz Türkiye’de otururken, olayların uzaklığı yanıltıcı olabilir. Ama etkileri çoktan kapımıza dayandı: Göç dalgaları, güvenlik kaygıları, ekonomik belirsizlikler…
Ve en önemlisi, vicdanımızda derin bir sızı. Bir çocuğun gülüşünü, hayatın adaletsizliğine kurban vermek, hiçbir diplomatik çözümle telafi edilemez.
Bugün gündem sadece çatışmalarla sınırlı değil. Haksızlığa karşı sessiz kalmak da bir tercih. Çocukların sesi olmamız gerekiyor. Onların hakkını savunmak, sadece savaş bölgelerinde değil, kendi çevremizde, kendi şehirlerimizde adaleti gündeme taşımakla başlar.
Dünyayı değiştirmek kolay değil. Ama sessizce izlemek, her gün biraz daha haksızlığa alışmak kadar kolay da olmamalı. Ekranlarda gördüğümüz o küçük gözlerdeki korkuyu, kendi gözlerimizde hissetmeli ve unutmamalıyız: Bugün farkındalık göstermeyen toplum, yarın kaybettiklerini sorgulayacak vicdanı olmayan bir dünya bırakır.
Gündem sadece haber bültenlerinde değil, kalbimizde de yaşamalı.
Ve unutmayalım ki;
Savaşın en büyük kaybedeni, masumların umutlarıdır.