Yolculuk yapmayı sever misiniz? Benim en keyif aldığım zamanlardır yolculuk saatleri. Hangi araçla çıktığım çok da önemli değil, hepsini de severim. Yolu izlemekten, düşünmekten, kendi kendime kalmaktan çok hoşlanırım. Yola çıktığımda geride bıraktıklarım hüzünlendirir, sonunda kavuşacaklarım mutlu eder beni. İnsanların yol hallerini de izlemeyi severim, onlar için aklımdan hikayeler uydururum. Nerden gelip nereye gideceklerine dair. Zamanda yolculuk yaparım mesela. Bazen hayaller kurarım gelecekle ilgili bazen de geçmişe –genellikle- giderim taa üniversite yıllarıma…Biraz nostalji iyi gelir bana. Çünkü en uzun ve gerçek yolculuğumda ne kadar yol kat ettiğimi hatırlatır bana. İşte, yolculuk yapmak böyle bir şey benim için. Bu haftaki kitabımız da bir yol hikayesi… Son durağın Malma İstasyonu olduğu, aynı aileden üç kahramanın farklı zamanlarda aynı istasyona doğru yaptığı bir tren yolculuğunu anlatıyor bize. Üçünün de sırlarını saklayan bu istasyonun, onların yollarını ilginç bir şekilde nasıl birleştirdiğinin hikayesi…
Harriet…
Hariet on bir yaşında bir çocuktur. Babası ile Malma İstasyonu’na doğru bir yolculuğa çıkarlar. Harriet, tanımadığı insanların arasında biraz tedirgin ve ürkek vagonun köşesine siner.Her zaman yaptığı gibi etrafındaki diğer yolcuların konuşmalarını dinlemeye başlar. Yanlış olduğunu bildiği halde. Çünkü iki yıl önce de böyle annesi babasının konuşmalarını istemeden de olsa kardeşi Amelia ile duymuşlar ve bu konuşmalardan hiç de mutlu olmamışlardı. Annesi ve babası ayrılmak istiyor ve hangi kızın kimde kalacağına karar veriyorlardı. Annesi de babası da Amelia yı istemişti. Annesi, babasına neden Harriet i istemiyorsun diye sorduğunda “Harriet zor.Pek uyuşamıyoruz.” dediğini duymuştu. Bu sözler bir çocuk için hiç de kolay değildi ama duymuştu bir kere. O istenmeyendi.Karar verildi, Amelia annesinde, Harriet babasında kaldı.
Oskar…
O da Malma istasyonu’na doğru karısı Harriet ile bir yolculuğa çıkar. Oskar, titiz ve kurallara uyan biridir. Mesela bileti hangi koltuksa oraya oturmalıdır. Yerin sahibi gelince kalkarız diyen karısına içten içe çok kızar ama hiçbir şey söylemez çünkü ona uzun zamandır aralarında bir soğukluk vardır ve konuşmuyorlardır. Harriet’in yavaş ve rahat hareketleri Oskar’ı karısından daha da uzaklaştırır. Bu hale nasıl geldiklerini düşünmeye başlar yol boyunca. Halbuki karısıyla bir tren yolculuğu sırasında olaylı bir şekilde tanışıp aşık olmuşlardır. Şimdi yine bir tren yolculuğunda bir aradadırlar ama iki yabancı gibidirler birbirlerine. Karısının geçmişi ile barışamaması yüzünden hiç bilmediği gitmediği bir yere-Malma İstasyonu- yolculuğa çıkarlar.
Yana….
Harriet’in kızı. O da Malma İstasyonu’na doğru yolculuğa çıkıyor. Sessiz ve kimsesiz. Yanında babasından kalma bir albüm ile. Bu albüm onun geçmişi. Annesi babası ve acı hatıraları. Çünkü Yana - annesi gibi- daha on bir yaşındayken annesi onları terk etmiş. Yana babasıyla büyümüştür ama aralarında hiçbir zaman olması geren baba kız ilişkisi olmamıştır. O da reşit olunca babasını terk eder. Yıllar sonra bir gün hemşire olduğunu söyleyen bir kadın, babasının çok hasta olduğunu haber verir ve son anlarında yanında olmak isteyip istemediğini sorar. Ama o babasını görmeye gitmez. Gitmeye karar verdiğinde ise babası çoktan ölmüştür. Yirmi yıl sonra doğduğu eve gittiğinde şimdi elinde tuttuğu albümü bulur. Babasına sadece işte bu albüm için minnettardır. Albümde geçmişe doğru yolcuk yaparken onun bilmediği zamanlarda –zihninin karanlık bir köşesidir- Malma İstasyonu’na birden çok yolculuk yapılmıştır.
İlki annesi küçük bir kızken, ikincisi annesi ve babası ayrılacakları zaman-Anne gidip bir daha dönmemişti- üçüncüsü de şimdidir. Elindeki albüm geçmişindeki karanlık zamanları aydınlatmaya anahtarıdır.
Üç ayrı zaman, üç ayrı insan. Kaderleri benzer ve her biri hayattan alacaklı. Çünkü mutlu olmak onların da hakkıydı. Malma İstasyonu onların hayatlarının kilit noktası. Yana oradaki düğüm çözer ve belki sorularına cevap bulabilirse hepsinin ruhu da huzur bulur.

Hüzünlü, duygusal ve karamsar …
Bu hikayeyi özetlemek için söyleyebileceğim üç anahtar sözcük. Küçük yaştayken ailesi dağılan ve aynı kaderi paylaşan anne kızın hüzünlü hikayesi. Herriet’in ve Yana’nın sevgisine aç büyümeleri,,, Mutlu bir ailede büyüyen bir çocuğun duyguları ile onun kadar şanslı olmayan kardeşinin küçük kalbindeki büyük çalkantıları görüyoruz kitapta. Bir anne veya babanın çocuğuna sevgi ile sarılmasının ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyoruz.Çocukken yaşananların insanın hayatı boyunca peşini bırakmadığını okuyoruz. “Aile her şeydir!” diyoruz sonra da. Hayatın içinden heğimizin şahit olabileceği bir aie dramı ve son sayfaya kadar da “Sonunda ne olacak acaba? sorusunun aklınızdan çıkmayacağınız merak ve gizem dolu bir yolculuk sizi bekliyor.
Geçmişiyle barışık olmayan bireylerin ruhlarındaki çalkantılarını ve aile hayatının anne baba arasındaki sağlıksız kurulan ilişkilerin çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini ortaya koyan, insana derin bir empati kurduran bir kitap. Yazar Shoulman’dan okuduğum ilk kitaptı.Akıcı ve kolay okunan, sürükleyici bir dili var. Yazarın “Geride Kalanlar ve 17 Haziran” adlı birçok dile çevrilen çok satan kitapları çok sevilmiş.Malma İatasyonu son kştabı ama diğerlerini de merak ediyorum.İsveç edebiyatından olan kitap aslında dünyanın neresine giderseniz gidin her yerde benzer insan hikayelerini olduğunun, zor hayatlar yaşanabileceğinin bir kanıtı. Üç kuşak aile travmalarını ve geçmişin izlerinin bireylerin hayatlarını nasıl şekillendirdiğini anlatan sürükleyici bir roman. Ben sevdim.

Merak edenlere keyifli okumalar.
Kitapla kalın.

KİTABA DAİR

Kitabın Yazarı: Alex SCHULMAN
Kitabın sayfa sayısı:250

ALINTILAR:

"Öfke içinden akıp gittiğinde geriye sadece yıkım kalır."
"Özgür olmak istiyoruz ama aynı zamanda yalnız kalmaktan korkuyoruz."