Şanlıurfa ve Kahramanmaraş okul baskınlarında hayatını kaybeden masum insanların son dakika haberleri ile sarsıldı Türkiye geçen iki gündür.
Benzeri haberleri Amerika'da yaşanan olaylardan izleyince "insanlık ne hale geldi" derken, bizim de başımıza gelmesi toplumların etkileşimi ve başıbozukluğun nerelere vardığını gösteriyor.
Böylesi çılgınlık ancak aşırı toplumsal bozulma ve cinnet olarak yorumlanabilir.
Hele bu saldırıların doktorlardan sonra, okullara dek inmesi görünen tablonun ne kadar vahim olduğunun da çok acı ve düşündürücü göstergesidir.
Toplumu geleceğe hazırlayan kutsal saydığımız eğitim kurumlarına yapılan saldırının nedenleri çok ciddi olup acilen masaya yatırılmalıdır.
Bize yıllardır batının alışkanlıkları ve yaşamını değil, medeniyetini almamız gerektiğini belirten atalarımız, bu aşamada kemikleri sızlıyor olmalı.
Amerika'da ne varsa bizde var ama tam tersi, medeniyet değil yaşam ve cinayetleri ithal etmişiz.
Geçenlerde Muğla İletişim Başkanlığının Aydınlı yerel basın için, kentimizde düzenlediği seminer de eleştirel olarak dile getirdiğim gibi, basın halkı eğitmesi gerekirken, TV’ler halkın reytingini alabilmek ve reklam pastalarını büyütmek için olur olmaz programları sabah ve öğleden sonra prime-time zamanlarda yayına verdiler.
Gelin kaynana ile başlayan garip programlar, sonradan yemek dedikodu, çekişme ve en son da eşlerini aldatma ve ensest ilişkiler çarşaf gibi serildi milyonların önünde. Çoğu canlı yayınlanan bu programların izleyicileri genelde orta tahsilli ev hanımları zannedilse de, eğitim almış kadınların da maalesef gözdesi.
Öte yandan vurdulu kırdılı kabadayı mafya dizileri de akşam yemeğinden sonra ekran başına geçen erkeklerinde çayın eşliğinde adeta birer meze.
Her sahnesinde kanunsuzluk, silah şiddet ön planda.
Ergenlik çağında bundan etkilenmeyecek genç ve çocuk var mı ?
Elbette rol model olarak aldığı bu kötü örneklere özenerek ertesi gün caddede, parkta, okul yolunda, okul bahçesinde birer keskin kabadayı ve mafya özentisi gençleri biz bu hale getirdik.
Nerdeyse iki kişiden biri silah belinde geziyor bu ülkede.
Canı sıkılan, karşısındakine kursun sıkıyor.
Adaletin yerine, kurşunlar ile herkes kendi infazına başladı.
Bir ülkeyi çökertmenin en kolay yolu, insanlarını ve ahlakını bozmaktan geçer.
Başta RTÜK olmak üzere tüm kamu idareleri herkes üstüne düşeni yapsın, içi boş zararlı bu dizileri ve yemek, gelin kaynana programlarına son verilsin.
Aksi takdirde bu ülke gittikçe, fabrika ayarlarından çok uzaklaşarak, ABD’nin Newyork Manhatten Harlem semtine, güney Amerika'nın yeri bilinmeyen ülkelerdeki bildik tehlikeli sokaklarına dönmeye başlayacaktır.
VAKIFLAR NE YAPAR?
Bu hafta başında gündeme bomba gibi düşen Vakıfların yerel yönetimlerin tapularını iptaliyle kendi adına tescilini yapması çok su götürür tartışmalara neden oldu.
Vakıflar devlet içinde devlet gibi, tapu şerhinde geçen bir yazı ile "burası benim" demesi belki yasal ama etik değildir.
Sonunda gerek yerel yönetimler gerekse diğer daireler bu ülkenin kamu hizmeti gören kurumlarıdır.
Bugüne dek neredeydi bu şerhler tapuda ? Neden incelenmedi de bugün tapular geri isteniyor ?
Hadi aldınız, verin iz bedel ile aynı kamu idaresine kiraya, hizmet devam etsin kamuda.
PTT Adnan Menderes zamanında 50’li yılarda inşa edilmiş, kentin en az 70 yıllık tarihi bir hafızasıdır.
Neden yıllardır boş olduğunu sosyal medya da eleştirdiğim Gençlik caddesindeki PTT binası için beni arayan arkadaşım sonradan yaptığı haberde Vakıfların tapusunu geri aldığını yazınca Aydın şok oldu.
Kamu, bir başka kamu idaresini sokağa atar mı?
Vakıflar, "efendim torba yasa ile biz haklıyız" diyebilir ama etik değil.
Hem sonra Vakıflar bu taşınmazlar üzerinde ne gibi harcama yapmışlarda hak sahibi olmuşlar ?
Oysa bir Nevzat Biçer Parkı milyonlarca lira restorasyon bedeli ödenerek eski Tariş pamuk depoları, günümüzdeki prestijli yapılara dönüştürülmüştür.
Vakıflar açılacak davalarda, sebepsiz zenginleşme nedeniyle milyonlarca lira ödemeye mahkum edilebilecektir.
Kamunun diğer, kamu ile mahkemelik olduğu nerde görülmüştür ?
Vakıflar, idare ettiği mazbut vakıflara ait taşınmazları kuruluş ve vakfedenlerin hilafına, Didim’deki deniz kenarındaki tesisleri 3 milyara satışa çıkardığında bu taşınmazı vakfeden diğer vakıfların rızası varmıydı?
Örneğin Didim'deki taşınmaz üzerinde, Aydın Efeler ilçesindeki Cuma mahallesi Dükkanönü Cami vakfının da hissesi bulunmaktadır.
Çözümü için Sayın Aydın Valisi Yakup CANBOLAT devreye girerek irade göstererek, nasıl ki vakıf mülkü Zincirlihan bir turizm şirketine mükemmel yönetimiyle kiralandıysa Nevzat Biçer Parkı ve Milli Aydın Bankası da aynı şekilde mevcut kullanımındaki yerel yönetimlere ve kesme taş duvarlı 70 yıllık tarihi postahane PTT’ye sembolik bir "İZ BEDEL" üzerinden kiralamaya devam edilmelidir.
Aydın'ın sayın iktidar milletvekilleri Mustafa SAVAŞ, Ömer ÖZMEN, Seda SARIBAŞ toplumsal talep ve tepkilere ses verin Nevzat Biçer Parkı ve Milli Aydın Bankası ile Gümrükönü Hanında da çıkan vakıf hisselerini, vakıf mülküne geçmesi yasa gereği de olsa mevcut idarelerin kamu hizmeti sürdürmesine yardımcı olun.
Aydınlıları cezalandırmaya izin vermeyin.
Unutulmama ki, Aydın kendine yapılanları unutmayacaktır.
Ama iyisi ile ama iyi olmayanı ile!