Son yıllarda en çok konuşulan konulardan biri hiç şüphesiz “seyyanen zam” meselesi oldu. Özellikle memurlara verilen, ancak emeklilere yansıtılmayan bu artış; toplumun önemli bir kesiminde derin bir adalet sorgulamasını beraberinde getirdi. Çünkü mesele sadece maaş değil, aynı zamanda hakkaniyet meselesidir.
Bugün gelinen noktada, çalışan memur ile emekli memur arasındaki maaş farkı her geçen gün daha da açılıdı. Oysa bu iki kesim birbirinin devamıdır. Dün devletine hizmet eden, gece gündüz demeden çalışan memur; bugün emekli olmuş, hayatının geri kalanını daha huzurlu geçirmek isteyen bir vatandaştır. Ancak ne yazık ki bu beklenti, ekonomik gerçeklerle örtüşmüyor.
Bugün “seyyanen zam” tartışması, kuru bir maaş meselesinin çok ötesine geçmiş, vicdanları sızlatan bir adalet arayışına dönüşmüştür.
Çalışan memura verilen, ancak emekliye verilmeyen seyyanen zam…
İşte kırılma noktası tamda burası.
1- Peki neden böyle oldu?
Ekonomik dengeler, bütçe planlamaları ve mali disiplin gibi gerekçeler sıklıkla dile getiriliyor. Ancak vatandaşın gözünden bakıldığında durum oldukça nettir: Aynı sistemin içinde yer alan iki gruptan biri korunurken, diğeri ihmal edilmiştir. Seyyanen zam gibi kalıcı etkisi olan bir düzenlemenin emeklilere yansıtılmaması, aradaki farkı sadece büyütmekle kalmamış, aynı zamanda güven duygusunu da zedelemiştir.
2- Bu durum sadece ekonomik midir?
Hayır… Bu aynı zamanda siyasidir.
Çünkü alınan her ekonomik karar, aslında bir tercihtir. Kimi önceleyeceğinizi, kimi bekleteceğinizi belirler. Emeklilerin gözünden bakıldığında ise tablo nettir: “Biz unutulduk.” İşte bu duygu, rakamlardan daha ağırdır.
Devlet, elbette bütçe dengesi gözetir. Ancak sosyal devlet olmanın en temel şartı; zayıfı korumak, sesi az çıkanı duymaktır. Emekli bugün en kırılgan kesimlerden biridir. Ne ek gelir imkânı vardır ne de kayıplarını telafi edecek gücü… Buna rağmen yapılan düzenlemelerde geri planda kalması, toplum vicdanında derin bir yara açmaktadır.
3- Bu durum hükümetin keyfiyeti midir?
Elbette devlet yönetimi keyfi kararlarla yürütülmez. Ancak alınan kararların toplumda oluşturduğu algı da en az kararın kendisi kadar önemlidir. Emekliler, bu durumun bir tercih olduğunu düşünmekte ve kendilerini ikinci planda bırakılmış hissetmektedir. Bu algının oluşması bile başlı başına bir sorundur.
4- Peki çözüm ne?
Öncelikle, seyyanen zam benzeri düzenlemelerin emeklilere de yansıtılması gerekir. Emekli maaşlarının sadece enflasyon oranına göre değil, refah payı da gözetilerek artırılması şarttır. Çünkü emekli, sadece hayatta kalmak değil, insanca yaşamak ister. Ayrıca maaşlar arasındaki uçurumun kapatılması için kademeli ve sürdürülebilir bir iyileştirme planı yapılmalıdır.
5- Emekli memurlar ne olacak?
Bu sorunun cevabı, aslında devletin sosyal adalet anlayışında gizlidir. Emekli memur; yıllarca devlete hizmet etmiş, bilgi ve tecrübesiyle bu ülkenin gelişimine katkı sağlamıştır. Onları görmezden gelmek, sadece bir ekonomik tercih değil, aynı zamanda vefa meselesidir.
6- Ve en önemli soru: Emekliler bu vatanın değerleri değil midir?
Elbette öyledir. Bu ülkenin bugünlere gelmesinde emeği olan herkes, saygıyı ve adaleti çokça hak eder. Emekliler; dünün üreticisi, bugünün ise sessiz bekleyiş içindeki tanıklarıdır. Onların sesi duyulmalı, beklentileri ciddiye alınmalıdır.
Unutulmamalıdır ki adalet, sadece çalışanı değil; geçmişte çalışmış olanı da kapsadığında gerçek anlamını bulur. Aksi halde toplumun vicdanında açılan yaralar, ekonomik sorunlardan daha derin izler bırakır.
Bugün emekli, sadece zam değil; aynı zamanda “değer verildiğini hissetmek” istiyor.
Ve unutulmamalıdır ki;
Adalet geciktiğinde sadece maaşlar değil, gönüller de eksilir.