Eskiden bir söz dolaşırdı dillerde: “İnsanlık namına…”
Bu söz öyle gelişigüzel söylenmezdi. Birine kızarken bile içinde bir umut taşırdı. “Yapma!” demenin başka bir yoluydu aslında. Çünkü insanlık; iyi olmak, vicdanlı olmak, affedebilmek, şefkat gösterebilmek demekti. Birine “insanlık namına” dediğinde, onun içindeki iyiliğe seslenirdin.
Ama bugün o söz, sanki anlamını yitirmiş gibi. Söyleniyor belki hala, ama karşılık bulmuyor.
Sefer amca mesela… 80 yaşında. Dinlenmesi gereken yaşta hala pazarlarda yük taşıyor. İnsanların birkaç dakikalık işini, o yaşlı bedeniyle saatlerce taşıyor. Çünkü mecbur. Çünkü başka çaresi yok.
Sonra birileri çıkıyor. “Yardım edelim.” diyorlar. İnsanlar da inanıyor, güveniyor, para gönderiyor. Belki içleri biraz rahatlıyor: “Bir işe yaradık(!)” diye. Ama o toplanan yardımlar Sefer amcaya gitmiyor bile. Onun sırtındaki yük hafiflemiyor. Aksine, onun üzerinden birileri kendi yükünü hafifletiyor.
Şimdi burada sormak gerekiyor: İnsanlık namına bu yapılan ne? Yardım adı altında bir insanın çaresizliğini kullanmak… Bu mu insanlık?
Bir de Sebahat teyze var… Down sendromlu çocuğuyla yaşayan bir anne. Hayatı zaten zor. Ama o, zorlukla yaşamayı öğrenmiş. Çocuğuna bakıyor, onu koruyor, onunla bir dünya kuruyor.
Sonra bir gün, hiçbir sebep yokken saldırıya uğramışlar. Kemiklerini kırana kadar dövmüşler Sebahat teyzeyi. O günden sonra Sebahat teyze günlerce evden çıkamamış. Kapının sesi bile korkutmuş onu. Şimdi yine soralım: İnsanlık namına bu yapılan ne? Bir annenin korkusuna korku katmak, bir çocuğun dünyasını karartmak… Bu mu insanlık?
İşte tam bu yüzden o eski söz bu kadar önemliydi. “İnsanlık namına!” demek, bir sınır çizmekti. “Buraya kadar.” demekti. “Sen bunu yapmazsın, yapmamalısın.” demekti. Çünkü karşındakinin hala insan olduğuna inanırdın. İçinde bir yerde vicdan kaldığını düşünürdün.
İnsanlık namına birisi söylesin… Nerede bu sözünü ettiğimiz insanlık?
Sorunun cevabı belki de en başından beri gözümüzün önünde:
İnsanlık namına yapılan kötülüklerin faili de, o kötülüklere dur diyebilecek olan da yine insanın kendisi.
O yüzden belki de artık soruyu değiştirmek gerekiyor:
İnsanlık nerede diye sormak yerine, biz insanlığın neresindeyiz?