Ramazan ayı…
Eskiden geldiğinde sokaklar farklı bir renge bürünür, evlerin kapıları mis gibi yemek kokusuyla dolardı. Mahallede çocukların heyecanla çaldığı davulun sesi, akşam ezanıyla birlikte iftar sofralarına koşturan ailelerin sevinci…
Her şey bir ritim, bir duygu, bir paylaşımdı.
Ne yazık ki bugün o eski Ramazanların tadını bulmak giderek zorlaşıyor. Modern hayatın koşuşturmacası, teknolojinin hayatımızdaki ağırlığı, insanlar arasındaki mesafe ve bireyselleşme, o manevi atmosferi silip götürdü. Sokaklar artık sessiz, davullar nadiren çalıyor, komşular birbiriyle iftarı paylaşmıyor. Camilerdeki manevi huzur, ekranların ve sosyal medyanın gürültüsü arasında kayboluyor.
Eskiden Ramazan, sadece oruç tutmak değildi. İnsanlar birbirine dokunur, gönül zenginliğini paylaşır, yardımlaşmanın, sabrın ve şükretmenin kıymetini bir kez daha hatırlardı. Şimdi ise çoğu kişi için sadece bir ibadet süresi, belki bir tatil dönemi ya da sadece “görev” gibi görülüyor. Manevi atmosferin kaybolduğunu fark etmek, insanın içini burkan bir eksiklik hissi bırakıyor.
Oysa Ramazan’ın ruhunu yeniden hatırlamak mümkün. Komşuya bir tabak tatlı götürmek, iftar sofralarını paylaşmak, minik çocuklara gelenekleri yaşatmak…
Bunlar küçük ama güçlü adımlar. Belki de kaybolan o eski Ramazan ruhu, bizim gayretimizle yeniden yeşerebilir.
Unutmamak gerekir ki Ramazan sadece geçmişin hatırası değil, hâlâ yaşanabilecek bir duygu ve paylaşım mevsimidir. O eski tadı yeniden yakalamak, toplum olarak içimizi bir nebze olsun ısıtabilir.