Bazen insan, en büyük gerçeği en sade yerde unutur.
Oysa hayat, bize her gün konuşmadan anlatır kendini.
Bir ağacın gölgesinde, bir kuşun kanadında, bir karıncanın sabrında.
Bir kuzu düşünün,
Dizlerinin üzerine çöker ve annesini öyle emer. Kuzunun o hâlinde bir incelik vardır...
Ya da bir karga düşünün,
Yaşlanan annesini besler, onun aç kalmasına razı olmaz.
Ne bir eğitim almıştır ne de bir kitap okumuştur.
Ama içgüdüdür onu bu hale sokan.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bir horoz öter.
Her gün, hiç aksatmadan…
Yaban kazları vakti geldiğinde göç eder.
Ne bir gün erken, ne bir gün geç.
Onlar doğanın ritmine sadıktır.
Biz buna “sözünde durmak” deriz.
Peki ya insanoğlu?
Yaşlanan anne babasını bir yük gibi gören kaç insan var etrafımızda…
Bir telefon açmayı bile ertelerler çoğu zaman.
İnsan bazen verdiği en küçük sözü bile tutamaz.
“Yarın ararım” der, aramaz.
“Yanındayım” der, ilk zorlukta terkeder gider bazen.
Oysa söz, insanın omzundaki en ağır emanettir.
Bir yeşilbaşlı ördek, eşini kaybettiğinde yalnız kalmayı seçer.
Bu bir zorunluluk değildir, bir tercih de değildir aslında.
Onun doğasında vardır bu bağlılık.
Sessiz bir sadakat…
Gösterişsiz, iddiasız…
Biz buna “sadakat” deriz.
Bugün ise sadakat çoğu zaman bir kelimeden ibaret kaldı.
Dostluklar çıkarla ölçülür oldu, sevgiler sabırla değil, şartlarla yürütülür oldu.
İnsan, en çok kalbinde eksildi.
Bir geyik, verimli bir otlak bulduğunda sürüsünü çağırır.
Bir karınca, bulduğu yiyeceği tek başına tüketmez.
Paylaşır.
Çünkü bilir ki birlikte olmak, hayatta kalmanın en adil yoludur.
Biz buna “adalet” deriz.
Ama insan çoğu zaman bulduğunu saklar.
Elindekini büyütmek isterken, vicdanını küçültür.
Oysa gerçek zenginlik, paylaşabildiğin kadardır.
Ve sonra bir dua yükselir içten, sessiz ama güçlü:
“Önce dağa taşa ver…
Ormana, hayvanlara, suya ver…
Sonra insanlara, komşuya, muhtaca ver…
Kalırsa… en son bana ver.”
Ne büyük bir terbiyedir bu.
Ne derin bir anlayış…
Kendini en sona koyabilmek…
Bugünün dünyasında belki de en zor olan şey.
Düşünün !
Susuz bir toprağa düşen ilk yağmur damlası,
yuvasına yiyecek taşıyan bir karınca,
yavrusunu kanatları altına alan bir kuş…
Hepsi aynı şeyi söyler aslında:
“Önce başkası.”
Belki de insan olmak,
en çok bunu hatırlamaktır.
Konuşabilmek değil…
Hissedebilmek…
Sahip olmak değil…
Paylaşabilmek…
Önde olmak değil…
Geri durabilmek…
Sağlıcakla ...