Aslında birlik bilincine gerçekten erişmiş olanların harcıdır,gerçek sevgiyi dillendirebilmek...Yoksa bizim gibi aşk kelimesiyle oynayarak ondan nemalanan bizim gibiler ve kalem erbabı için değil tabi ki...Ancak hasbelkader beynin ve ruhun gizemi (gerçek saf sevgi) üzerine kafa patlatan beyin işçilerini (nörologlar, biolojik psikiyatrlar ilgili bilim adamları ve insan mutluluğu ile uğraşan ilahiyatçılar, psikoterapistler) artık o kadar meşgul etmektedir ki bu konu; zaten anomik yaşayan (pre-depresif/mekanik-mutsuz)insanların çoğu –buna kendileri de dahil- bir çıkış aramaktadırlar gerçekte. Yoğun ve hızlı rutin iş yükü hizmeti veren bir çok  meslek grubunda(özellikle sağlıkcılar, hukukçular,eğitimciler, idareci ve yöneticiler en riskli gruptur) Burn-out(tükenmişlik) sendromu denen bu tehdit sürekli mevcuttur ve çözümü de işte yukarıda da belirtildiği üzere sürekli sevgi üretebilen sevgi insanı olabilmekten geçer. Daha da ilginç olanı işin içinde olan birçok ilahiyatçı-akademisyen de aynı sıkıntıyı/sorunu kendileri için itiraf  de etmektedirler(bakınız,2009-Safranbolu,Sosyal psikiyatri kongresi'nde Prof Dr.Saim Yeprem’in Nöro-teoloji tebliğini içeren peryodik yayın).Yani Prof.Saim Yeprem şunu söylemiştir adı geçen kongrede açıkca:”artık psikiyatristler ve ilahiyatçılar bir arada , küresel kıyametin yaklaştığı ve insanlığın öldüğü şu dijital-çağda daha fazla ortak çalışma yapmak ve insanlara sevgiyi öğrenme/öğretme ve yaşama konusunda ortak model-yaşam oluşturmak zorundadırlar.” Peki yukarıdaki soruyu tekrar soralım kendimize ve cevap arayalım?Sağlıklı (makbul insan)prototipini çizdik ama ya çoğunluğumuzun oluşturduğu toplumdaki na-makbul olan insan  tipi nasıl olup ta sevgi insanı hale gelecek? Tesbitlerin artması çözümü getirmiyor beraberinde tam tersi daha sinsice gerçekten uzaklaştırıyor bizi...Yani çözümsüzlüğe götürüyor... Aslında işte modern bireyin tam da tıkandığı yer burasıdır,yani modern yaşam insanı organizmaya indirgeyip hep başkasını tüketen dolayısıyla bencilce bir yaşamı öğrettiği için bumerang artık modern bireyi gerisin geri vurmakta ve onun mutluluğunu böylece elinden almaktadır.Tabi bu sosyo-ekonomik geri dönüşü... Ya içsel olarak bencil-modern bireyin, sencillemeyi öğrenemediği için aynı şeyin kendisini vuracağı gerçeğini gözardı etmesi biyokimyasal olarak mutluluk hormonlarını aşağı çekip, stres hormonlarını yukarı çıkarmasına(haz-merkezli yaşam/adrenalin bağımlı) ne demeli...İşte bilimsel olarak gerçek depresyonun da tam da sebebi bu ve çözüm yine o biricik insan tekinin k e n d i s i n d e… İşte soruna odaklandığımızda karşımıza zorunlu tek çözüm yolu görünür... İnsan kendini tanıması...Ama nasıl ? Bu ancak soyutlayarak dışarıdan kendini görebilmesi, kendine mesafeli olabilmesi ile mümkün değil mi?Yani haddini ,sınırlarını bilmesi gerekli değil mi?(Aslında bu yetenek tam da beynin frontal/ön-beyin lobunun fonksiyonlarının tam da kendisi) Geçtiğimiz çok yakın bir zama diliminde beşbin küsür bilimadamının 27 km.uzunluğunda ve yerin metrelerce altında ;”büyük hadron çarpışmas”ı da denilenşu an ki kainatın nasıl oluştuğu hakkında bilgi sahibi olmaya çalışması(bilinenler, şu an ki kainatın sadece yaklaşık % 6 sı,ya gerideki