Peki egoya muhalif yaşayan dolayısıyla otomat-bilinç kozasından çıkmaya çabalayan kelebek-ruhlu bahtiyar insanların nörobiolojisinde neler olup bitiyor da onlar sağlıklı ve MEDENİYET İNSANI/makbul insan namzeti oluveriyorlar toplumda…ve sürüklüyorlar toplumları geride bıraktıkları örnek hayat izlekleriyle..Öncelikle “biolojik cem-makamı” olarak da niteleyebileceğimiz irade merkezimiz ve “Vela kad kerramna beni adem” sırrının (Nahl-70) hikmetini gözler önüne seren frontal lobun (ön-beyin) görevlerinin neler olduğuna bir bakalım:   1.MOTİVASYON  2. MERAKLILIK (dopamin’le sağlanır )  3. SPONTANLIK  4. İNSİYATİF KULLANMA YETENEĞİ  5. SOSYAL UYGUNLUĞU GÖZETME  6. ORGANİZASYON YETENEĞİ  7. YARGILAMA  8. İÇGÖRÜ  9. ÖNGÖRÜ (ileriyi kestirme ve davranışı buna göre ayarlama)  10. SOYUT DÜŞÜNEBİLME  11. YARATICI düşünce/ÜRETKENLİK/TASARIM  12. PROBLEM ÇÖZME  13. ZİHİNSEL ESNEKLİK (bir cevap kalıbına takılmadan başka bir cevap kalıbına yönelmek=ÇÖZÜME ODAKLANMAK)  14. CEVAPLARI İÇSEL OLARAK PROGRAMLAYIP, SIRALAYIP ARDARDA DİZEBİLME  15. RİSKLERİ AYIRDEDİCİ BİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRİP BUNA DAYALI STRATEJİK KARARLAR VEREBİLME  16.TATMİNİ/HAZZI ERTELEYEBİLME (Ramazan ayında irademizin ne kadar da güçlendiğini fark ederiz öyle değil mi?)  17. DİKKATİ SÜRDÜREBİLME  18. AYNI ANDA BİRDEN ÇOK ŞEYE DİKKAT EDEBİLME  19. ÇELDİRİCİ/AYARTICI (DİSTRAKSİYON) UYARANLARA DİRENÇ GÖSTERİP DİKKAT ALANI DIŞINDA TUTABİLME  20. DİKKAT ODAĞINI BİR YERDEN BAŞKA BİR YERE ÇEVİREBİLME ESNEKLİĞİ  21. KARMAŞIK BİR DURUMUN CAN-ALICI ana özünü KAVRAYABİLME  22. BİR NOKTAYA TAKILIP KALMADAN MESELENİN BÜTÜNÜNÜ GÖZÖNÜNDE TUTABİLME  23. ÇOK BASAMAKLI BİR YÖNERGEYİ İZLEYEBİLME  24. O AN VAROLAN AMA UYGUN OLMAYAN TEPKİ EĞİLİMİNİ BASTIRABİLME  25.DAVRANIŞ ÇIKTISINI PERSEVERASYONA DÜŞMEDEN (SÜREKLİ TEKRARLAMA) SÜRDÜREBİLME  Evet yüzyıllardır sessiz beyin diye bilinen bu Frontal lob; nörobilimciler tarafından daha son 10-15 yıldır farkedilen ve hükümdar beyin fonksiyonları olarak da diyebileceğimiz bu çok önemli beyin fonksiyonları insan için serdedilen” Vela kad kerremna beni adem “ sırrının nörobiolojik kapısı olsa gerek… Şimdi yukarıda serdedilen bu frontal lob fonksiyonlarını belli bir süre için kendimizde gerçekleştiğini varsayalım ve zihni kurgulama yapalım:   Bunlar aslında öğrenmiş olup, bilip ama bir türlü tatbik edemediğimiz durumlar değil mi? Dikkat edin egonun tüm istediği ve bizi çektiği karanlık alanda bu fonksiyonlara yer yok, değil mi? Yani ego-hafızamız(ego data-bankı); beynimizde kullandığı otomat sistemin özelliğinden sadece biolojik bedenin varlığını sürdürmeye ve kendi menfaatine yönelik yapılandırıldığı için  ve nörobiolojimizde Limbik sistem aracılığıyla beynin yüzde 70 ini kullandığı için hayli güçlü görünüyor kemiyet olarak…(Vel-Asr suresindeki,”…çoğunluk hüsrandadır…” gerçeği)…Ve bu sisteme mahkum bedbaht insanlar tabi ki sağlıksız ve na-makbul, kaçınılmaz sona sürüklüyorlar kendilerini…  Oysa kendisine emredileni şeksiz şüphesiz gönülden kabul edip yaşamına tatbik etmeye çalışan güzel medeniyet insanları ise egonun bu karanlık alanından zor da olsa kurtulmaya azmedip ve canhıraş bir inatla doğruya yöneldikleri  her an da (mutluluk-stres terazileri, mutluluk kimyasalları lehine olduğundan) yeni bir network ağı (plastisite=yeniden inşa) oluştururlar. Yani her iki nöron arasındaki bağlantı sayısını ortalama 100 den 1000.000 a çıkararak frontal lob nöronlarının kapasitesinde olağanüstü bir işlem hacmine ulaşırlar. Bunun pratik anlamı egoya yapılan her muhalif eylemde(duygu-düşünce ve eylem) yüzde 30 olan frontal bölgenin nöronları arasındaki bağlantı sayısı olağanüstü-geometrik düzeyde- artacağı için zamanla Limbik sistemin yüzde 70 baskınlığı kontrol altına alınır, yukarıda bahsedilen beynin plastisite (esneme/değişme/genişleme)  özelliğinden dolayı.  Lafı fazla eğip bükmeye gerek yok ama nefsimizle mücadelemizde Kognitif nörobilimin (İlmü’n-nefs) bizlere sunduğu nörobiolojik hikmetlere vakıf olabilirsek şayet o zaman egomuzu ikna etmek çok daha kolay olabilir (zaten bu sistem hakikatte-sünnetullah gereği- öldürülemez/yok edilemez ancak tahakküm altına alınabilir). Tüm bu hakaik ışığında, kainatın  24 saatlik ömrüne  (yaklaşık 13.5 milyar yıl) kıyasla 7-8 sn.lik ömrü olan insanın(ort.70 yıl); yavaşlatılmış bir film sahnesi gibi olan kısacık şu dünya hayatında mutlu ve sağlıklı/makbul-şahsiyet olması hiç de zor olmasa gerek…Ve tersi duruma duçar kalması ne acıdır  Şura-30 gereği yaptıklarının karşılığını görecek sağlıksız/na-makbul şahsiyetin.   Yani dostlar dikkat edin Kudreti sonsuz biolojimizi emrimize vermiş durumda . Şöfor sensin ve beden/vücut araban emrinde, gereğini yap ve dilediğin yere götür arabanı bak sana ne kadar değer verdiğimi anla artık diyor sahibimiz irademizi serbest bırakarak (insan.29-30 gereği)…  “Ve biz her insanın kaderini  kendi çabasına bağlı kıldık”(İsra-13), müjdesini akleden kalbimize/gönüllerimize/zihinlerimize ikram eden Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Dr. Ömer Hakan Yavaşoğlu