Olmayacak bir hastalığımız var; “Suyu getirenle testiyi kıranı” ayırt edemeyiz, ya da ayırt etmek istemeyiz..!

Kimi kişiler “mış gibi” etrafında gezip dolaşırken, kimileri ağzıyla kuş tutsa alkışlayanı olmaz.

İşte burada işi yapabilen değil, “mış gibi yapan” konuşur.

Siyasette de böyle, dernekte de, iş hayatında da...

Hep gücün ve liderin yanında karelerde yer almak, kurdeleler kesilirken hemen bir makas kapmak; yani her yerde “mış gibi” yapmak..!

Geçen hafta Efeler Kent Konseyi seçimlerinde, yıllardır bu görevde kalan ancak esamesi okunmayanlar, önceki seçimlerde başkanlık diye tutturup başaramayınca, üyeliğe de razı olmanın komikliğini yaşadılar.

Gönül isterdi ki herkese açık bir seçimle tüm kenti ve kent sevdalılarını kucaklasın..!

“Benim de bir sözüm var” diyen herkesin aday olmasının önü kesilerek, blok liste rezaletiyle çalışmak isteyen delegelerin önü kesilmiştir.

Oysa seçimlerde mevcut yönetim, “katılımcılık”, “ortak akıl” gibi kulağa hoş gelen sözlere rağmen, genel kurulda diğer delegeleri ötekileştirerek kendi oluşturduğu listeyle 76 kişilik delegeye noterlik görevi yaptırmaktan öteye geçememiştir.

Anlaşılan Kent Konseyi'nin ne olduğunu anlamaktan uzak olan ve bu gönüllü kurumu siyasi seçim gibi algılayanlar; kulis ve blok listeyle ele geçirenler, söylemlerinin aksine demokrasiyi de içine sindiremeyenlerdir.

2014 yılında Efeler Belediyesi'nin ilk kuruluşunda oluşumuna büyük katkı sunduğumuz Kent Konseyi seçimlerinin prosedürü bellidir.

Tüm STK'lar, muhtarlar, siyasi partiler, meslek odaları, noterler ve aday olmak isteyen her gönüllü sırayla panoya yazılır. Herkes bu listeden Aydın için yararlı gördüğü, hizmet edecek kişileri kapalı pusula ile seçer ve yönetim listesi tam demokratik şekilde oluşur.

Farklılıklar zenginliktir. Katılımcılık böyle sağlanır. “Ben yaptım oldu” anlayışı Aydın'ın hastalığıdır. Bu hastalıklı görüş kente de büyük zarar vermeye devam etmektedir.

Oysa geçen hafta yapılan Efeler Kent Konseyi seçimleri, “Küçük olsun benim olsun” misali, diğer adayların seçilme fırsatını engelleyen antidemokratik bir tutumla gerçekleştirildi. Önceden hazırlanan blok liste nedeniyle hizmet için daha yararlı olabilecek delegeler dışarıda kaldı ve bu kurum maalesef bir grup siyasi kişinin arka bahçesi hâline getirildi.

Tam demokratik seçimle makama gelemeyenler, oturduğu makama şeref verenler değil; o makamlardan şeref alanların şişirilmiş egolarının tatminidir.

Aşağıdaki anekdottaki gibi...

Hayli usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Ustası, öğrencisini uğurlarken:

— Yaptığın son resmi şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın? demiş.

Ardından eklemiş:

— Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlardan, resmini beğenmedikleri yerlere bir çarpı koymalarını isteyen bir not iliştirmeyi de unutma.

Öğrenci ustasının dediğini yapmış ve birkaç gün sonra meydana bıraktığı resme bakmaya gitmiş.

Resmin neredeyse her tarafının çarpılarla işaretlendiğini görünce üzüntüyle ustasının yanına dönmüş.

Usta ressam, üzülmeden yeniden resim yapmasını tavsiye etmiş.

Öğrenci resmi yeniden yapmış.

Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş. Ancak bu kez yanına bir palet dolusu boya ve birkaç fırça koymasını söylemiş.

Bir de insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini isteyen bir not bırakmasını önermiş.

Öğrenci denileni yapmış.

Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış.

Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:

— İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağıyla karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde ise onlardan yapıcı ve olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.

Kıssadan hisse;

• Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
• Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
• Asla bilmeyenle tartışma..!

SÖZÜN ÖZÜ:

HİÇ KİMSE ASLA VAZGEÇİLMEZ DEĞİLDİR.

MEZARLIKLAR, KENDİNİ VAZGEÇİLMEZ SANANLARLA DOLUDUR.