Bilimsel bir araştırma dünyanın gidişatını değiştirebilir mi? Peki, sadece yirmi dört saati anlatan bir roman ne kadar sürükleyici olabilir ki? Yazarı Dan Brown’sa olur. Kitap, Türkiye’nin de yer aldığı on sekiz ülkede eşzamanlı olarak yayımlandı. Sekiz yıl aradan sonra tekrar okuyucuları ile buluşan yazar adeta küllerinden yeniden doğmuş hatta daha da efsane olarak geri dönmüş diyebiliriz. Kitap başkarakter –Langdon- heyecanlı bir kovalamacanın içine çekiyor bizi. Odakta yine gizemli bir c*nayet ve bu gizemi çözmeye çalışan simge profesörümüz başrolde. Ama yalnız değil takdir edersiniz. Yanında yetenekli ve güzel bilim insanı Katherine Solomon ile. Yazar Dan Brown’ı ve Langdon’un gizem dolu maceralarını özlediyseniz bu kitabını da bir solukta okuyacağınızı düşünüyorum. Ve lafı çok uzatmadan kitabın yorumuna geçiyorum.
Nörobilim nedir?
Beyin, vücudumuzdaki en karmaşık organdır ve nöronlar arasındaki bağlantıları sayesinde düşünme, hissetme, öğrenme, hafıza ve diğer bilişsel süreçler gibi birçok işlevi yönetir. Nörotik bilim (sinirbilim), sinir sisteminin ve beynin gelişimini, yapısını, hücresel ve moleküler işlevlerini inceleyen disiplinler arası bir bilim dalıdır. Algı, öğrenme, hafıza ve karar verme gibi bilişsel süreçlerin nöral temellerini; nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların nedenlerini araştırır. Sinir sisteminin gizemlerini çözmek için biyoloji, psikoloji, bilgisayar bilimi ve tıp gibi birçok farklı disiplin bu alanda ortak çalışmalar yürütür. Bu bilgiler sıkıcı gelmesin size çünkü kitap boyunca zaten bilimsel kavramlara ve nörobilim ile ilgili bilgilerle sıkça karşılaşacaksınız.
Hikaye Harvardlı semboloji profesörü Robert Langdon’ın Prag’da gelmesiyle başlıyor, Londra ve New York’a kadar uzanıyor. Noetik bilimci Katherine Solomon, konferans vermek için Prag'a davetlidir. Bu davete uzun yıllar tanıdığı ve ancak sevgili olabildikleri arkadaşı Profesör Robert Langdon’ı da çağırır Katherine Solomon insan bilincinin doğasına dair şaşırtıcı keşiflerin anlatıldığı, yüzyıllardır süregelen inançları altüst edebilecek bir kitap yayımlamak üzeredir.Konferans da bu konu üzerinedir. Ancak onu Prag’a davet eden ev sahibi Profesör Brigita Gessner kendi kurduğu laboratuarında acımasız bir cinayetin kurbanı olur. Yaşanan bu korkunç olayla birlikte Robert Langdon ve Katherine Solomon’u hayatlarını tam anlamıyla kaosa sürükleyen olayların ortasında bulur. Çünkü Katherine Solomon’un kitabı CIA’in tekerine çomak sokacak cinstendir. Kitabında “Geçmiş geleceği etkileyebilir mi?” sorusunun cevabını bulmuştur ama bu sorunun cevabını kiötü niyetli kişilerin eline geçememelidir. C*nayetin ardından yazdığı kitap yüzünden Katherine Solomon da tehlikeli bir örgüt tarafından kaçırılınca olaylar bir kaosa döner. Profesör Langdon, Katherine'i bulmak için Prag’ın kadim mitleri, tarihi sokakları ve simgesel yapıları arasında k*tillerle ölümcül bir kovalamacaya girer. Bu süreçte Longdon’ın kendisi de örgütün hedefindedir. Dr.Gessner, asistanı Sasha ve kendince onu korumakla görevli ürkünç Golem de Langdon için büyük tehlikedir.
Dan Brown, değişen dünyada etik değerleri sorgulayan sorgulatan bir kitapla karşımızda. Çünkü bilim adına yapılan bazı deneyler veya çalışmalar insanların kişisel hak ve özgürlüklerini yok sayarak, inandığı değerleri ve inançları yıkarak ne kadar gelişebilir, yapılan bu araştırmaların dünyayı bir girdaba sürüklemeyeceğinin garantisini kim verebilir? Bu kitapta sadece bir macera değil evrensel ve insancıl birtakım etik değerlerin sorgulanmasını da okuyacaksınız. Bazı okuyucular tarafından çok sevilmesine rağmen olumsuz yönde de çok eleştirilen kitap, bakalım sizden geçer not alabilecek mi?
Dan Brown’ın daha önce kitaplarını okuyanlar ve filmlerini izleyenler beyaz perdede başkahraman Langdon’u canlandıran oyuncu Tom Hanks’i hatırlayacaktır. Yetenekli aktör seri filmlerde çok güzel oynamıştı ve o yüzden de oyuncunun yüzü kitap boyunca zihnimdeydi. Ünlü profesörün karizmatikliği, Micke Mouse’lu saati ve tüvit ceketi ile -biraz yaşlı da olsa- çok etkileyiciydi. Bunu niye söylüyorum çünkü Langdon’u zihnimde böyle somutlaştırdığım için hem kitabı okudum hem de film gibi yaşadım. Çok iyiydi ve bence Dan Braown’un kitaplarının bu kadar çok okunmasının sebebi bu işte; gerçek mekanlar ve karakterlerin zihin dünyamızdaki gerçekliği. Ayrıca olaylar Orta Avrupa’nın göbeğinde müze şehir Prag’da geçiyor ve siz Prag sokaklarında onlarla o tehlikelerin içindesiniz. Özellikle olayların çoğunluğunun geçtiği Klementıum Kütüphanesi, -kesinlikle gitmek istediğim yerler arasına girdi- Charles Köprüsü Aziz Vitus Katedrali, Eski Şehir Meydanı ile Prag şehir keşfi de yapıyorsunuz.
Edebiyatsever okurlar -bende dahil- yazarın kitaplarını edebi açıdan tatmin edici ve bulmayabilir. Hatta bazı noktalarda Langdon’un anında simgeleri bulması ve o çok zor hatta imkansız denecek çıkmazlardan kurtulması absürt derecede kolay gelebilir. Ama şu var ki bence okuyucu da bunu istiyor. Çünkü iyiler kazanır, kötüler kaybeder. Langdon da bir kahraman ve o kazanmalı.
Dan Brown, Sırların Sırrı için: "Bugüne kadar yazdığım en karmaşık kurgulanmış ve iddialı roman - ve aynı zamanda en eğlenceli olanı. Yazmak unutulmaz bir keşif yolculuğuydu." diyor. Evet, ölüm, yaşam ve varoluş… Bu üçgende insanlığı din, inanç ve bilinç konularını sorgulamaya iten heyecan dolu bir kitap sizi bekliyor. Yirmi dört saatte yaşanan hem ürkütücü bir kurgu hem hızlı tempoda ilerleyen olaylar zinciri…Sonunu merakla okuyacaksınız.
Yazarın; Davinci’nin Şifresi, Cehennem, Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, Dijital Kale, İhanet Noktası isimli kitaplarını da okuyanlar bu kitabını de seveceklerdir diye düşünüyorum.
Merak edenlere keyifli okumalar.
Kitabın Yazarı: Dan BROWN
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih 1 Eylül 2025, İstanbul.
Kitabın sayfa sayısı:656
Alıntılar:
Her şeyi hatırlamak her zaman iyi bir şey değil.
Doğru kitap doğru zamanda hayatınızı kurtarabilir.
Bizim bir şeyin nasıl gerçek olabileceğine akıl erdiremememiz, o şeyin gerçekliğini gözlemleyemeyeceğimiz anlamına gelmez.