Bir kadın daha korkuyla uyandı bugün. Belki kapının sesinden irkildi, belki telefonuna gelen mesajdan ürktü, belki de bir gün daha hayatta kalabilmek için sustu. Oysa hiçbir kadın, kendi evinde korkarak yaşamayı hak etmez.
Kadına yönelik şiddet, yalnızca dört duvar arasında yaşanan bir mesele değildir. Görmezden gelen gözlerin, duymazdan gelen kulakların ve “Aile meselesidir” diyerek susanların da payı olan toplumsal bir yaradır.
Her kadın cinayetinin ardından aynı cümleleri kuruyoruz: “Çok üzgünüz”, “Artık yeter”, “Bir daha yaşanmasın.” Peki sonra? Öfkemiz dinince, haber gündemden düşünce, geride kalan acıyı kim taşıyor? Bir annenin evladını, bir çocuğun annesini, bir ailenin hayallerini kim geri getirebiliyor?
Kadınlar korkmadan yürümek, özgürce yaşamak, sevdikleriyle güvende olmak istiyor. Çok şey değil istedikleri; yalnızca insan oldukları için hak ettikleri hayatı…
Unutmayalım, şiddetin karşısında susmak tarafsızlık değildir. Bir kadının yardım çığlığını duymak, tehlikeyi ciddiye almak ve gerektiğinde harekete geçmek hepimizin sorumluluğudur.
Çünkü bir kadının hayatı, bir haber başlığından ibaret değildir. O hayatın içinde yarım kalmış hayaller, söylenememiş sözler ve bekleyen sevdikler vardır.
Artık kadınların ardından ağıt yakılan değil, kadınların güvenle yaşadığı bir ülke istiyoruz. Bir sonraki çığlığı beklemeden, bir sonraki hayatı kaybetmeden…
Bir kadını yaşatmak, yalnızca bir hayatı değil, insanlığımızı da kurtarmaktır.