Aşk…
Şu hayatta yaşayabileceğiniz en tutkulu en ihtiraslı ve de en acı verici duygu. O duygu ki sizi yeri gelir göklere çıkarır yeri gelir en utanç verici şekilde yerin dibine sokar. Ama şunu biliyorum ki her insanın hayatı boyunca mutlaka bir kez aşkı tatması gerekir.
Bu haftaki hikayemiz çok uzak bir memlekette, Hindistan’nın Kerala eyaletinin Ayemenem kasabasında geçiyor. Zaman kitapta doğrusal ilerlemez. İlki ikizleri -Rachel ve Estha- kuzenleri Sophıa Mol tarafından ziyareti sırasında diğeri ise ikizlerin yetişkin olduğu yirmi üç yıl sonraki dönemde geçer. Zamanda gel gitlerin yaşandığı hikaye geçmişle bir yüzleşme ve dönemin sert ve baskıcı zihniyetine karşı sömürü altındaki bir avuç insanın-simgesel olarak- insanca yaşamak için verdiği mücadeleyi anlatır.
Ayemenem’de yaz günleri sıcak ve bungun geçer. Rachel de işte böyle bir günde döndü evine yıllar sonra.Her şey sanki bıraktığı gibiydi. Büyük halası Bebek Kochamma o yaşlı ve şişman haliyle yine televizyonun karşısında önüne gelen programı izlemekle meşguldü. O zaten onu değil yıllar önce onlar istemese de yolları ayrılan ikiz kız kardeşini görmek için gelmişti. Geçmişiyle yüzleşmekti onun derdi çünkü.
Ammu…İkizlerin annesi.
Varlıklı, Süryani ve Hristiyan bir aileden gelmektedir. Ailenin geleneklerine bağlı ve katı kuralları vardır. Büyükbaba Papachi; çok sert mizaçlı, dediğim dediktir ve karısı Mammachi’ye karşı çok acımasız davranır.Onu hep döver, söz hakkı tanımaz.Bu baskıcı ve sevgisiz ortamdan kaçan Ammu sarhoş ve iş bilmez bir adamla yanlış bir evlenir ve bu evlilikten Rahel ve Esthe adlı ikizleri olur. Ancak evlilikleri yürümez. Ammu, güçlü bir kadındır ve onun büyüdüğü yerde boşanmış bir kadına ne gözle bakıldığını –ailesi tarafından da- bil bile ikizlerini de alarak baba evine geri döner. Tek başına tüm zorluklara rağmen çocuklarını en doğru şekilde büyütmeye çalışır ta ki o olay olunca kadar. Chacko; Ammu’nun erkek kardeşi, Oxford okumuş, orada evlenmiş ve bir de kızı olmuştur. Şimdi ise kızı Sophıa Mol yıllar sonra onu ziyarete gelecektir. Küçük kızın daha geri dönemeyeceğini bilmeden.
Ammu ve Chacko’nun -ailesi tarafından erkek çocuk olduğu için hep önceliklidir- aileden kalma turşu fabrikasını birlikte işletmeye başlarlar. Zaman içinde Ammu hiç olmaması gereken birine “Dokunulmazlar”dan işçi Velutha’ya aşık olur. Ancak çok geçmeden Ammu’nun ailesi bu aşkı öğrenir ve olanlar olur.
Dokunulmazlar…
Parya (Dalit) olarak da bilinen bu topluluk Hindistan’daki kast sistemindeki en alt tabakadır.Toplumun geri kalanı tarafından dışlanır. Dalitlere, “dokunulmazlar” denilmesinin nedeni, tuvaletlerin (elle) temizlenmesi, ölenlerin gömülme işlemi, hayvanların bakımı gibi diğer kastlarda bulunan Hinduların iğrendiği ve aşağılayıcı bulduğu işlerin yaptırılmasıdır. Bu sebepten dokunulmayacak kadar pis olarak görülürler ve sıradan bir insanmış gibi karşılanmazlar. Küçük dalit çocukları okulda eğitim alamaz ve dalitler diğer kastlardan biriyle “evlenemez”ler.Ammu işte böyle birini sevmiştir.
Bu kitap her şeye bir başkaldırı…
Yazar Arundhatı Roy, içinde yaşadığı toplumu çok iyi gözlemlemiş ve isyan ettiği, olmaması gerektiğini düşündüğü her şeyi bu kitapta çok sürükleyici bir kurguyla bir araya getirmiş. Kitapta ön planda Ammu ile Velutha arasındaki tutkulu ve etkileyici aşkı görüyoruz.Ancak arka planda ataerkil ve baskıcı toplumlardaki erkeğin baskınlığı, kadının becerilerinin görmezden gelinmesi ve küçümsenmesi bunun üstüne kadınların hemcinsleri tarafından bile sözle davranışla yargılanmaları ve değersizleştirilmeleri -Ammu’nun boşandıktan sonra büyük hala Bebek Kochamma’mın yaptıkları-erkek çocuklarının öne çıkarılması,boşanmış bir kadının her türlü eleştiriyi hak ettiğini düşünerek yok sayılması ve özellikle “Kast Sistemi” adı altında toplumun kesin çizgilerle bölünmesi, halkın büyük bir çoğunluğunu oluşturan Paryaların ezilmişliği kitaptaki eleştirilen ve öne çıkan noktalar.
Kitaba “kadın” bir yazarın duyarlılığı hakim. İkizlerin yıllar sonra evlerine dönmelerinden sonra zamanda geriye doğru bir yolculuk başlıyor vee… Hikayede Ammu’yu ve ailesini -Rahel ve Estha- bir çocukların gözünden bir de sevgiye aç bir kadının -Ammu’nun- gözünden okuyoruz. Çok duyarlı,içten ve gerçek.Toplumsal ayrışmanın dibine kadar yaşandığı, bir grubun el üstünde tutulurken diğer grubun insan yerine bile konmadığı hiyerarşik bir yapılanmaya karşı yazılmış harika bir roman. Bazı noktalarda bizim toplumumuzda da benzerini görebileceğimiz olaylar var kitapta. Gelir düzeyine ve statüye göre ayrışmalar gibi mesela ama tabii bizde yaşanılan aşk hikayelerinden çok daha sert ve yıkıcı diyebilirim. Çok da üzücü….
Çevreci, feminist ve savaş karşıtı aktivist kimliği ile öne çıkan Arundhati Roy’un en çok okunan romanı olan 1997 Booker ödüllü Küçük Şeylerin Tanrısı, yazardan okuduğum ilk kitaptı. İyi ki okumuşum. Bir kadın yazar daha beni şaşırtmadı. Çok etkilendim. Roy’un karakter yaratmadaki gücü, tasvirleri ve sert dili romanın inandırıcılığını kat be kat artırmış. Özellikle kadın karakterler çok etkileyiciydi.Yazarın “Mutlak Mutluluk Bakanlığı” adlı ikinci kitabını da çok merak ediyorum. Sizler de bambaşka bir coğrafyada geçen yabancı olmadığımız gerçekleri bir kadının dilinden okumak isterseniz Küçük Şeylerin Tanrısı güzel bir seçim olabilir.
Merak edenlere tavsiye edilir.
Kitabın Yazarı: ARUNDHATI ROY
Kitabın Basıldığı Basımevi yıl ve Tarih: İlk Baskı 1997, Türkiye’de 1.Baskı 1998, Can Sanat Yayınları, İstanbul
Kitabın sayfa sayısı:397
ALINTILAR:
Belki her şeyin bir günde değişebileceği doğrudur.
“Biz savaş tutsaklarıyız,” dedi. “Düşlerimiz hadım edildi. Hiçbir yere ait değiliz.
Evlenmiş bir kız çocuğunun artık babasının evinde yeri yoktur diyen halk görüşünü bütün kalbiyle benimsiyordu. Boşanmış bir kız çocuğunun ise –Bebek Kochamma’nın gözünde– hiçbir yerde yeri yoktu.
Bu çocuklara faşistçe davranıyorsun.Çocuklar bile bazı haklara sahiptir.