Merhaba.

Geçen aylarda Güzelköy Mahallesine gittim. Barajın kenarında susuzluk çeken ve derdini anlatabileceği için köye gazeteci geldiğini öğrenen teyzenin mutluluğu görülmeye değerdi.

Ataköy'e düğüne gitmiştim, tesadüf denk geldi, köydeki çocuklarla halı saha maçı yaptık. 'Tekrarlayalım' dedik çıkarken. Halı sahanın bakım isteyen halini yakından gördüm. Bu sahaya el atılması gerekiyor.

Tekeliler Mahallesinde 90 yaşındaki bakkal dedeyle röportaj yaptım. Bu azim, bu mesleğe bağlılık çok şey hak ediyor. Röportajdan dönerken Atatürk Anıtının etrafında oturan çocukları görmüştüm. Okuldan dönmüş olmalılardı.


Sondan başlayalım. Mesela Tekeliler'deki bakkal dedeyi idarecilerimiz ziyaret edip azminden dolayı tebrik edemez mi? Yaşayan insan hazinesi olarak değerlendirilir böyle insanlar. Yönetenler... Bir uğrayamazlar mı?

İlçemizde bu tür kültürel konulara sahip çıkılmıyor. İdarecilik sadece evrak imzalamak, yol, köprü, bina yapmak mıdır? Bir ilçeyi değerli kılan benzerlerinden ayıran özelliklere kafa yormak, bunları araştırmak, sözlü kültürü yazıya geçirmek gerekir. En azından bu yönde bir farkındalık olmalıdır. Bunlar ilçeyi bir arada tutan çimentodur.

1999'da çıkarılan bir yayın var mesela. Bulup okuyup feyz alabilirsiniz. Teknoloji gelişiyor, imkanlar artıyor ama bazı şeyler sanki geri gidiyor. 1950'lerde Karacasu üzerine yazı yazan bir Kaymakam var. Burada önemli olan ilçeyi bu derece özümsemiş olması. Daha sonralarda Türkçe-Fransızca yayımlanan bir tanıtım dergisi var mesela.

Siyah film kaplı makam arabaları gelip geçiyor. Halkın arasına daha çok karışamazlar mı? Bir kahveye oturamazlar mı? Güzelköy'deki barajın kenarında susuzluk çeken, gazeteci geldi diye sevinen teyze herhangi bir gün, öyle protokolle de değil mesela bir yönetici görse nasıl sevinir?

Seçim meçim yokken
Belediye Başkanını görse ne yapar? Sorunlar büyüktür belki çözmek zaman alır ama halk en azından görüldüğünü hisseder. Bu da az şey değildir.

Psikoloji, felsefe bilmek önemli. Aldığım Siyasi İletişim derslerinden, okuduğum kitaplardan ve sahadaki tecrübemden çıkardığım sonuç şu: Halk sorunlar çözülsün ister ama varlığının hissedilmesini de ister. İnsan, her gün varlığını ispatlamak için uyanır.

***

'Kaymakamlar' diyelim. "Neden kendi alışverişini kendileri yapmazlar. Neden kendi arabalarıyla şehirde görülmezler diye sormuştum" önceki yazılarımdan birinde. Bu yazıyı kafamda yazarken neden pazara çıkmazlar mesela diye geçiriyordum. Bu yazının hazırlıkları sürerken görevine başladıktan bir gün sonra pazara çıkan sivil kıyafetle halkın içinden herhangi biri gibi alışveriş yapan Aydın Valisi Osman Varol'un haberlerini gördüm. 'Helal olsun' dedim.

"Umarım Kaymakamlar da kendisini örnek alır" diye devam edecekti yazım. Yeni gelen Kaymakam da pazara çıktı. Tebrik ederim. Ben kendisi görevdeyken de yazmıştım. Görevini hakkıyla yapmıştır elbette ancak uzun yıllar görev yapsa da hakkında olumlu-olumsuz yorum yapacak bir veriye pek sahip değiliz. Bu da kapalı bir iletişim tercih edilmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Bir not da şu konuya düşmek istiyorum. Bir vatandaş merak etmiş, sormuştu. Kaymakamlık sosyal medya hesapları neden yorum yapmaya kapalı? Uzun süredir yazacağım bu yazıyı demiştim. Bu da soracaklarımdan biriydi. Halka iletişimin yollarından biri olan bu özellik neden kapalı?

Ayrıca önceki Kaymakam buraya vekaleten gelmiş, asaletine burada almıştı, yani stajlarını saymazsanız ilk Kaymakamlık görevini burada yapmıştı. Tecrübeyi burada kazandı diyebiliriz. Gittiği yerde daha başarılı olacaktır.

Gelen Kaymakam ise daha önce bir dönem Kaymakamlık görevi yapmış bir idareci olarak geldi Karacasu'ya.

Halkın içine karışan yöneticiler, siyah filmli arabalar gibi 'koruma' filtresiyle yönetmezler ilçeleri. Etraflarındaki duvarların arasından görmezler. Tek bir açıdan bakmazlar olaylara.

Önce sakini sonra yöneticisi olurlar ilçelerin.

Ve hatta mesela konu ne olursa olsun Emniyet gücünü de alıp Belediyeye baskına gider gibi gitmezler. Belediye Başkanı da yokken çalışanlara hesap sormaya kalkmazlar. İlçeye zarar verecek kötü sözler kullanmazlar.

Yazacak çok şey var.

Ama bir gün mesela protokol üyeleri kasvetten kurtulup Ataköylü gençlerle maç yapmaya giderler. Tekeliler'de okuldan dönen çocuklarla köy meydanında kitap okurlar. Öyle emir geldi adet yerini bulsun diye değil, öyle protokol katılığında değil, bu ilçenin birer sakini olarak içlerinden geldiği için.

İşte o zaman birşeyler değişir.