Hayat, insana çoğu zaman önceliklerini sessizce değiştirerek öğretir. Gençken “işim olsun”, biraz büyüyünce “param olsun”, sonra “evim, arabam, yatırımım olsun” deriz. Liste uzar gider… Ama bir gün ansızın bir hastane koridorunda, bir cenaze namazında ya da evin salonunda sessizce otururken içimizde bir kıpıtı fark ederiz:
Hiçbir iş aileden,
Hiçbir arkadaş eşten,
Hiçbir mal ve mülk evlattan önemli değildir.

Kıymet bilmek, aslında kaybetmeden anlamaktır. Fakat biz çoğu zaman kaybettiklerimizi yok olduğunda anlarız.
Sabah erkenden çıkıp geç saatlerde döndüğümüz o ev… İçinde bizi bekleyen bir anne, bir baba, bir eş, bir evlat varsa; işte gerçek servet oradadır.

Maaş bordrosu kabarık olabilir ama sofrada sandalye eksikse zengin sayılır mıyız acaba?

Modern çağ bize sürekli “daha fazlasını” fısıldıyor. Daha çok kazan, daha çok tanın, daha çok sahip ol… Oysa kalp, “daha derin” olanı arar.

Bir çocuğun “baba” diye boynuna sarılması, bir eşin gözlerine bakarken hissedilen huzur, bir annenin duası… Bunlar satın alınamaz. Tapusu yoktur, devri olmaz, ikinci eli yoktur.

İş önemlidir elbette. Emek kutsaldır. Fakat iş, evin huzurunu büyütüyorsa anlamlıdır. Aksi halde insan, kazandığını sandığı her şeyle aslında kaybettiğini fark eder.

Çocuk büyür, hatıralar boş kalır. Eş susar, mesafeler görünmez duvarlar örer. Anne-baba yaşlanır, bir gün telefon artık çalmaz.

Arkadaşlık kıymetlidir ama hayat yolculuğunda omuz omuza yürüdüğün eş, senin en yakın yol arkadaşındır. Onun kalbini ihmal edip dışarıda alkış aramak, en büyük yanılgıdır. İnsan en çok evinde anlaşılmak ister. En çok evinde değer görmek ister.

Mal ve mülk… Bir sel gelir alır, bir kriz gelir eritir, bir miras kavgası çıkar dağıtır. Ama evlat… O senin yarına bırakacağın en canlı izdir. Ona ayırmadığın zaman, geri dönmeyen tek sermayedir. Çocuğunun hafızasında “hep meşgul” bir anne-baba olmak mı, yoksa “hep yanımdaydı” diye anılmak mı?

Kıymet bilmek; mesaj atmak değil, yanına oturmaktır.
Kıymet bilmek; para bırakmak değil, hatıra bırakmaktır.
Kıymet bilmek; geç kalmadan sarılmaktır.

Hayatın sonunda kimse “Keşke biraz daha çalışsaydım” demez. Ama çok insan “Keşke biraz daha vakit ayırsaydım” der. Çünkü insanın gerçek mirası, bankadaki hesabı değil; gönüllerdeki yeridir.

Bugün bir an duralım. Eve erken gidelim. Telefonu bir kenara bırakalım. Eşimizin gözlerine bakalım. Evlatlarımızı dinleyelim. Hısım akrabalarımızı arayalım. Çünkü kıymet, ertelenince eksilir.

Unutmayalım:
Hiçbir iş aileden,
Hiçbir arkadaş eşten,
Hiçbir mal ve mülk evlattan önemli değildir.
Gerçek zenginlik, sevdiklerinin kalbinde sahip olduğun yerdir.