İmanın bile iki ana umdesi yok mudur? Dil ile ve illa da kalp ile tasdik. Peki sadece ezici çoğunluğumuzun dil ile tasdik etmiş olarak(kalp ile inkar etmiş olarak) yaşadığı acı bir gerçek değil mi? Değilse şayet hayatından memnun olmayan büyük çoğunluk “muhakkak ki onlar hüsrandadır…” ayetini doğrulamıyorlar mı? Öyle değil mi ama? Hastanelere başvuran insanların gerçek(organik) hastalık oranları o kadar düşük ki. Bunu istatistiklerden öğrenmek çok kolay. Dilimizle tamam tamam diye kabul ettiğimiz şeylerin büyük kısmını akleden kalbimizle aslında zımnen inkar ediyoruz olanca sinsilikle, gizlice ya da münafıkça…Zaten başımıza gelenlere gönlümüzden itiraz etmeksizin dilimizle onaylayabilsek sorun kökten bitecek aslında ama bu o kadar da kolay değil… Şimdi acı gerçeği vurguladıktan sonra bu yazımızdaki konumuz olan kalp-beyin birlikteliğinin, medeniyet insanı/sağlıklı şahsiyet için neden zaruri olduğunu medeniyet+nörobilim penceresinden vurgulamaya çalışalım. Maddi kalbimizin karşılığı olan yüreğimiz, insan beyni gibi biolojik ruhun üç merkezi santralinden biridir(diğer ikisi beyin ve karın bölgesi).İnsanın mahiyetinde potansiyel olarak var olan ve hakikat yolunda gerçekleştirilmesi gereken akıl-kalp birlikteliğinin, beden yapısında yaratılıştan zaten var olduğunu gösteren bir çok araştırmalar yapılmış/yapılmaktadır. Bunlardan bazılarına göre kalbin içinde beyindekine benzer bir sinir sistemi olduğunu, en az beyin kadar kalbin de beyni ve beyin üzerinden bedeni kontrol etmede vazife aldığını göstermektedir. Uzmanlar, son yıllarda insan kalbini, vücut sarayının ilk anda farkedilmeyen bilgesi ve efendisi olarak tanımlamaktadır(sekiz asır evvel Mevlana’nın “Bu beden ülkesinin padişahı akıl değil kalptir” ifadesiyle ne kadar da örtüşmektedir). Beynin mücerret(soyut) ve analitik mantıki zekasının yanında, kalbin de hissi ve iletişim zekasıyla donatıldığı, duyguların ilk üretiminin kalpte gerçekleştiği, kalpte üretilen duygu taşıyan sinyallerin, beynin otomat-bilinçaltımızın merkezi olan LİMBİK sistemimize çok hızlı şekilde taşındığı, beyin üzerinden hissi cevabın vücuda ve çevredekilere tesir ettiği ortaya konmuştur.Nöro-kardioloji veya kalp-beyin bağlantısı bilimi çerçevesinde yapılan bu araştırmalar, insana ve onun sağlığını nasıl koruyacağımıza dair bakış açımızı ve ön kabüllerimizi kökten değiştirecek seviyededir. İnsanın kalbi ve beyni arasındaki iki yönlü iletişim ağı, dünyadaki en kompleks iletişim ağlarından biridir. Öncelikle kalp, beyinden bağımsız ve en az yaklaşık kırk bin sinir hücresinden oluşmuş, ayrıca kendisine has kompleks ve gizemli bir sinir sistemine sahiptir; bu “kalpteki beyin” olarak da tanımlanmaktadır. Bu sinir hücresi sayısı, beynin çeşitli merkezlerinin her birinde bulunan ortalama değere yakındır(barsaklarımızda yer alan sinir hücresi sayısı ise yaklaşık beş yüz milyon civarında olup nöro-gastroenteroloji uzmanlarınca barsaklar artık 2.beyin olarak adlandırılmaktadır). Çok açık ve sağlam delillerle gösterildiği üzere, kalp beyinle dört yol üzerinden iletişim kurar. Birincisi, sinirler(nörolojik yol); ikincisi hormonlar ve sinirsel haberciler(biyo-kimyevi yol); üçüncüsü kan basıncının oluşturduğu nabız dalgaları(biyo-fiziki yol), dördüncüsü ise, elektromanyetik sahaların karşılıklı tesiridir(ego/nefs hareketi). Birbirini hiç tanımayan iki insanın; birbirine bilinmedik bir güçle(ama çok güçlü duygularla) yakınlık duyması veya aralarında rahatsız edici negatif bir enerji hissetmesini hepimiz az çok biliriz değil mi? İşte bunun nörobiolojik izahı(hikmetini) artık daha rahat anlıyoruz günümüz nörobiliminin ışığında. Kalbi ağ gibi saran ve kan damarlarını kontrol eden sempatik sinirler, kalp-damar fonksiyonunun dört önemli iletişim ve düzenleyici ayağından biridir. İnsan kalbi vücut sarayında en güçlü ve en geniş elektromanyetik alanın üretildiği bir merkezdir. Kalpte üretilen bioelektromanyetik sahalar, insan kalbinden yaklaşık elli-yetmiş cm mesafeden SQUID(süperiletken Kuantum İnterference Cihazı) tabanlı magneto-metreler ile ölçülebilmektedir. Hatta kalbin elektromanyetik gücünün beynin elektromanyetik gücünden beş bin kat daha fazla olduğu ifade edilmektedir ilgili bilim adamlarınca. Dolayısıyla kalpten yayılan bu çok güçlü elektromanyetik yayılım dokular tarafından emilerek kolayca yok edilemez ve kalbin ritmik aktivitesi ile üretilen kan basıncı, ses basıncı ve elektromanyetik dalgalardaki değişiklikler, vücuttaki her organ ve hücre tarafından algılanmaktadır. Kalpte oluşturulan bu elektromanyetik enerji, sadece bedenin her tarafına iletilmekle kalmaz, aynı zamanda o enerjinin yayılma sahası içinde bulunan kişiler tarafından da hissedilebilir(Rusya ve Orta Asya ülkelerinde bu elektromanyetik enerji AURA olarak bilinir ve Kirlian fotoğrafçılığı tekniğiyle açıkça gösterilebilmektedir). Bütün bu tesbitler, kalp pompalaması yanında, kalbe bedenin tamamında tesirli eş-zamanlılığı(uyum ve ritm bütünlüğünü) tanzim edici sinyal merkezi olarak da vazife verildiğini göstermektedir. ( DEVAM EDECEK )