Hayatın ayazını ciğerine çekmiş insanlar vardır.
Soğuğu yalnızca tenlerinde değil, ruhlarında da taşıyan… Karanlıkta deva bulan, kendi içindeki gölgelerle büyüyen insanlar.

Geçmişinin, intikamla gölgeleyeceğini bilmek geleceğini… İşte en ağır yük budur. İnsan bazen sabırla büyür; ama o sabır merhameti öldürerek serpiliyorsa, geriye ne kalır?

Soğuk bir gecede yürekleri parça parça eden bir kıyımın ardından, biri çıkar ve fısıldar:
“Ölümden önce bir hayat vardır.”
Ne acı bir hatırlatma…
Tıpkı intikamın doğduğu o lanet gün gibi.

Koşmak istersiniz.
Koşmak, durmadan koşmak… Saklanacak bir yer kalmayana kadar.
Ama nereye giderseniz gidin, içinizde taşıdığınız kış da sizinle gelir. Ayaz, adımlarınızın gölgesine yapışır. Buz gibi bir mevsimi sürüklersiniz ardınızdan.
İntikam, içinizde büyüyen bir çığa dönüşür zamanla.
Her kırık vicdan parçasına yeni bir şekil verir.
Ve siz, umudu saklamayı öğrenirsiniz. Sevgiyle, şefkatle, kimse görmesin diye sarıp sarmalarsınız onu.

Af dilemeyi bilirsiniz belki…
Birbiri ardına…
Tespih taneleri gibi dizilir kehribar rengi acılar.
Tespih sabır çektirir, ah çektirir.
Ama hep çektirir.
Ne var ki herkesin parmakları aynı tesbihi çekemez.

İnsanım dersiniz.
Umutsuzluktan umut üreterek geldim bugüne.
Ve değişmenin zorluğunu anlarsınız. Değişme ihtimali olan fikirlerin sahibi gibi kalabilmek… Soğuk taşları gönlünün ateşinde ısıtabilmek… İşte zor olan budur.

Değişmek kader gibidir bazen; hep çektirir.
Hayatın rengi kimi zaman yârin gözlerinden akar üzerinize, kimi zaman zifiri bir karanlıktan. Ama en zor olan, yazının sahibi olabilmektir. Kendi hikâyenizi yazabilmek…

Uzun bir yolculuktur bu.
Ve belki de her yolculuk, bir af dilemeyle başlar.
Birbiri ardına…