Pazartesi günü işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs Bayramını kutlayacağız. Bildiğiniz üzere 1 Mayıs işçi sınıfının 8 saatlik işgünü talebinin ve mücadelesinin ürünü olarak tarihte yerini almıştır.
***
Peki; işçi sınıfının birliği, mücadelesi ve dayanışması ne demektir ve kime karşıdır? Dahası bugün işçi sınıfını savunmak neleri gerektirmektir?
***
Öncelikle şu gerçeği belirtelim: İşçi sadece tarlada ya da fabrikada beden gücüyle çalışan bir sınıf değildir. Ücret karşılığında ve patronu hesabına bedensel ya da zihinsel emek gücüyle çalışan, mal ya da hizmet üreten herkes işçidir. Ve bugün işçi sınıfı toplumun ezici bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. İşçiler tüm değerleri ürettikleri halde, ürettiklerinin küçük bir karşılığını ücret adı altında almakta, buna karşılık patron üretilenin büyük bölümüne, mülkiyete sahip olduğu için el koymaktadır. Buna da artı değer denilmektedir. Başka deyişle, işçinin karşılığı ödenmemiş payıdır artı değer. Sömürünün kaynağı da budur. Artı değerin çoğalması ya da azalması sömürünün derecesini tayin etmektedir sadece.
***
Patronlar artı değerin maksimum olması için çabalarlar. İşçiler de ücretlerinin yükselmesi için. Patronlar daha fazla değer üretilmesi için işçileri daha uzun süreli çalıştırmak isterler; işçiler de dinlenmeye zamanlarının kalması ve insanca çalışmak için işgününün kısaltılmasını talep ederler. İşte bu sınıf mücadelesidir. Emekle sermayenin mücadelesi. İşçi sınıfının sendikal örgütlenmesi patronun artı değerinin azaltılması, yani işçilerin ücretlerinin yükseltilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması için mücadele eder. Sömürüye son verme değil, sömürüyü sınırlama mücadelesidir bu. Son derece de değerlidir.
***
Patronun işçiyi sömürmesine tamamen son vermek isteyen, artı değerin patronun cebine gitmesini sömürü ve eşitsizliklerin kaynağı olarak gören ve bunu değiştirmek için mücadele veren siyasal partiler vardır. İşçi sınıfı partileridir bunlar. İnsanın insanı sömürmediği bir düzen isterler. Tüm değerleri üretenler işçiler oldukları için işçilerin iktidarını savunurlar. İşçilerin, emekçilerin devletini inşa etmek isterler.
***
İşçinin çıkarını savunmak işçinin sömürülmesine karşı durmayı gerektirir. Piyasa ekonomisini, yani özel sektör ekonomisini savunarak işçilerin çıkarı korunamaz. Tablo ortada değil mi zaten! Zenginlik çok küçük bir kesimde birikmiş, çoğunluğu oluşturan işçiler ise yoksullukla boğuşuyor. Çünkü işçilerin çalıştıkları, hizmet ya da malları ürettikleri işletmeler; bankalar, fabrikalar, hastaneler, okullar, madenler, limanlar, enerji, telekomünikasyon ve benzerleri bahsettiğimiz zengin azınlığın elinde. Bunu sorgulamadan, buna karşı çıkmadan, bunu değiştirmeyi hedeflemeden işçilerin çıkarı savunulamaz. Savunuyorum diyenler yalan söylemektedirler ve aslında patronların düzenini savunmaktadırlar.
***
Özelleştirmeye karşı olmayanlar, kamulaştırmayı savunmayanlar, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi büyük sermaye gruplarının egemenliğiyle herhangi bir derdi bulunmayanlar işçi sınıfından yana değildirler.
***
İşçilerin çıkarı, devletçi ve planlı bir ekonomidedir. Piyasa ekonomisini reddetmeden işçi dostu olunamaz. İşçilerin bugünkü acil talebi temel sektörlerin derhal devletleştirilmesi olmalıdır. Sömürüye, eşitsizliklere, hayat pahalılığına son vermenin biricik yolu budur çünkü. Diğer türlüsü, işçileri aldatmaktır, havanda su dövmektir.