Marksizm toplum tarihinin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu öne sürer. Sınıf kimliği ve çatışmaları komünist düşüncede esastır. Başka türlü ifade etmek gerekirse, siyasal süreçlere ve toplumsal yaşama sınıf gözlüğüyle bakar komünistler.
***
Ulusalcılık ise, içindeki farklı sınıfları ve çelişkilerini içerecek şekilde tüm ulusu esas almaktadır. Ulusalcı bakış açısında, ulusun içindeki sınıf çelişkilerinin ve sınıfsal çıkar çatışmalarının üstü örtülmektedir. Veya önemsizleştirilmektedir bu.
***
Kapitalist toplumlarda, sömüren burjuvazi ile sömürülen işçi sınıfı olmak üzere iki temel sınıf bulunmaktadır. Ve bu iki sınıfın çıkarları taban tabana zıttır. Siyasi ihtiyaçları ile ideolojik bakış açıları da öyle. Sebep mi? Kapitalizmin doğasında ve işleyişinde saklıdır bu. Patron sınıfının zenginleşmesi ve ezmesi işçi sınıfının yoksullaşması ve ezilmesi pahasına olmaktadır. Tahterevalli misali. Yaşama baktığımızda tablo açıkça ortada değil mi zaten?
***
Ulusalcı yaklaşımda, ulus içindeki sömüren sömürülen, zengin yoksul ilişkisi görmezden gelinmektedir. Ulusun ortak çıkarlara sahip olduğundan dem vurulmaktadır! Oysa sınıf çelişkisinin varlığında ortak ulus çıkarından bahsedilemez. Mümkün değildir bu. “Ulusun Birliği” dendiğinde anlaşılması gereken, bir avuç zenginin yoksul çoğunluk üzerindeki tahakkümünün kabullenilmesidir. Özellikle, kriz ya da bunalım dönemlerinde “aynı gemideyiz”, “ulusun birliği” türünden söylemler sıklıkla dillendirilir. Lakin ne hikmetse, bahsedilen dönemlerde kimilerinin payına daha da zenginleşmek ve güçlenmek düşerken birilerinin de payına daha da yoksullaşmak ve yıkım düşmektedir. Yaşadığımız ekonomik kriz sürecinde yaşanan bizatihi bu değil midir? Öyleyse nerededir ulusun kader birliği?
***
Ulusalcılar, emperyalizm karşıtlığı üzerinden ulus çıkarlarının savunulmasının, ulusalcı bir bakış açısına sahip olunmasının gerekliliğine işaret ederler. Kuşkusuz, bizim gibi azgelişmiş ya da bağımlı ülkeler emperyalizmin saldırısı altındadır. Ve emperyalizme karşı tavır son derece önemlidir. Ancak ulusalcılarda gözden kaçan bir nokta bulunmaktadır. Şöyle ki; emperyalist çıkarların ülke içinde işbirlikçisi olan kesimler unutulmaktadır. Başka deyişle, emperyalist saldırı, tüm ulusu değil, ulusun emekçi çoğunluğunu hedef almaktadır. Yoksa emperyalist sermaye ile çıkar ve kader ortaklığı yapan sermaye sınıfı durumdan memnundur. Örnek mi? Özelleştirmeler. Unutmayalım, kamu mallarının yağmalanmasından nasiplenen sadece yabancı emperyalist sermaye değildir; yerli işbirlikçi burjuvazi de yağmalayandır.
***
Bakın TÜSİAD grubunun sermayedarlarına, hepsi emperyalist tekeller ile muazzam ortaklıklar içerisindedir. Öyleyse, emperyalist tekellere karşı tavır alırken, onların müttefiki yerli sermaye gruplarına, onlar “bizim patronlarımız” diyerek karşı çıkmayacak mıyız? Dış sömürücülere karşı ses yükseltirken, kendi yerli sömürücülerine sessiz kalmak ulusalcılığın tuhaflığıdır. Oysa sömürücünün yerlisi ya da yabancısı olur mu hiç? Sınıfsal bakmayınca oluyor maalesef.
***
Komünistler dış sömürüye karşı çıkarken iç sömürüye de karşı çıkarlar. Bilirler ki, dış sömürücüler ile iç sömürücüler iç içedir ve sınıf kardeşidir. Dış sömürü, içteki işbirlikçileri olmadan gerçekleşemez çünkü. Böylece ulusalcı bakış açısını reddeder komünistler.
***
Velhasıl, her ulus içinde iyiler kötüler, sömürenler sömürülenler, karanlık yanlıları aydınlık taraftarları ve yoksullar zenginler bulunmaktadır. Ulus bölünmüştür yani! Bu nedenle ulusalcı değil yurtseverdir komünistler.