Heredot'un dediği gibi gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzünde yaşadığımız için ne kadar şükretsek azdır.
Şubat, sanki değersiz gibi görünen, kısa bir ay gibi dursa da aslında çok değerlidir. Çünkü o, kışın ortasında Aydın’da ve Nazilli’de erken gelen baharı muştular. Mevsimin döngüsünde bir köprüdür; umudun ve yenilenmenin zeminidir.
Tabiri caizse “adam diksen adam çıkar” denilen bu verimli topraklara günlerdir yağmur yağıyor. Barajlarımız dolup taşıyor, doğamız yeşeriyor, toprak nefes alıyor.
Aydın’ımız, Nazilli’miz; verimli ovaları, bereketli dağları, zeytini, kuru inciri, kestanesi ve dört mevsim eksilmeyen yeşilliğiyle yalnızca bir coğrafya değil, adeta yaşayan bir bereket hikâyesidir.
Bu bereketin en canlı aynalarından biri de yüzyıllardır bölgenin ticaretine, kültürüne ve gündelik hayatına yön veren Nazilli Perşembe Pazarı’dır.
Tarihi, bu toprakların üretkenliğini ve paylaşma geleneğini taşır. Ege Bölgesi’nin neredeyse en güçlü, en zengin ve en değerli pazarlarından biri olarak yalnızca alışverişin değil, buluşmanın, sohbetin ve mevsimlerin izini sürmenin mekânıdır.
Bizim dağlarımızda kendiliğinden yetişen, Avrupa’da ise çoğu zaman özel çiftliklerde üretilen çok kıymetli bir bitki vardır: Latince ismi wild asparagus olan vahşi kuşkonmaz… Bu topraklarda kimse ona o isimle seslenmez. Kimi “eniş” der, kimi “kedirgen”, kimi “sarmışık”… Doğa onu nasıl yetiştiriyorsa biz de öyle kabul ederiz. Hem lezzetli hem de sağlığımız için son derece faydalıdır. Şimdi pazarlarda yerini almış, tezgâhlarda tazeliğiyle göz kırparken, insanlar onu yalnızca bir ot olarak değil, şifanın ve doğallığın bir parçası olarak evine götürür.
Nazilli pazarlarının ününü bilmeyen yoktur.
Bol yeşillikleriyle, dağdan ovaya uzanan doğallığıyla insanların adeta buluşmasıdır.
Yağan yağmurların ardından kırlara baktığınızda yeşilin ilk umutlarını görürsünüz. Bahar daha gelmeden kendini hissettirir. Papatyalar, laleler, hatta utangaç vahşi orkide çiçekleri toprağın bağrından başlarını kaldırır.
Tüm bu manzara bize zamanın ritmini hatırlatır. Her mevsimin bir dili, her ayın bir hikâyesi vardır.
Ve Şubat…
Takvimdeki kısalığına rağmen hayatın içindeki uzun anlamıyla karşımızda durur. 28 güne sığdırdığı o sessiz dönüşümle, toprağın uyanışını, suyun çoğalışını, yeşilin yayılışını haber verir.
Belki de bu yüzden Şubat’ın eksik görünen günleri aslında bir eksiklik değil, bir hatırlatmadır:
Doğa acele etmez, bereket gürültüyle gelmez, bahar bir anda kapıyı çalmaz.
Önce yağmur yağar, sonra toprak kokar, ardından yeşil konuşur.
Ve biz, gökyüzünün altındaki bu en güzel yeryüzünde, her Şubat’ta yeniden umutlanırız.
Yeni umutlara,
Tazecik bahara.
Sağlıcakla...