KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA'NIN İSLAM'DAKİ ÖNEMİ
Hikmet Adem
Ayetteki “el-arz”=(yeryüzü) kelimesindeki lamı tarif (elif-lam), bazı müfessirlerce ahid için kabul edilerek zikrul-kül iradetül-cüz kabilinden mecazı mursel sayılmıştır. İşbuna göre: “Mukaddes beldelerdeki egemenliğin her halükarda Salih kullarda olacağı” hükmüne varılmıştır.(Beyzavi, C.II, S. 80)
Kâfir ve müşriklerin bu kutsal topraklar üzerinde asla ve kat’a velayet hatta velayete ınzımam(ilişme)hakları dahi yoktur. Özellikle, Peygamberlerini ( Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya gibi ) öldüren menhus ve mel’un bir kitlenin böyle bir istihkaka kalkışması mümkün değildir.Zira Yahudiler bu topraklara Hz. Musa zamanında sahip çıkmayıp, “Git, sen ve Rabbin savaşın…” (Maide,24) diyerek bu kutsal mekânları korumaya hiçbir şekilde yanaşmamışlardır. Bu tutumlarının sonucunda da kutsal topraklar ellerinden alınmıştır. Bu durumu Cenab-ı Hak onlara çeşitli vesilelerle defalarca bildirmiştir. Buna rağmen çağımızda Filistin’i işgal edip yüz binlerce insanın kanına girmeleri, onların fitne-fesat çıkartarak dünyayı ateşe verme gayreti ve ikiyüzlü kalleş durumlarından başka bir şey değildir.
Burada Cenab-ı Hakk’ın, bu devir-teslimden sonra bu Beyti-i Makdisive onun zarfı olan şehr-i mukaddesi, peygamberlerini katleden ve tarih boyunca arz’da insanlığın baş belası olan şer bir milletin elinden alarak Resulullah’a teslim ettiği gayet açıktır.
İslam fetihlerinin ve İslam’ı bütün insanlığa tebliğ maksadıyla Hicaz bölgesinden çıkarak dünyaya açılmanın başlangıcında, ulaşılması ve fethedilmesi gereken bir mekân olarak görülen Filistin ve bahusus Kudüs, 638 yılında Hz. Ömer tarafından Bizanslıların elinden alınarak İslam devletinin topraklarına dâhil edilmiştir.
Selahaddin el-Eyyubi 1187 yılında Kudüs’ü kuşattığında Beytü’l-Makdis’e beslediği sevgi sebebiyle bu mübarek beldeyi savaş felaketinden korumak istemiş, bunun için de birkaç kez çok elverişli şartlarla Haçlıları teslim olmaya davet etmiş ancak netice alamamıştır. O, bu kutsal şehrin surlarını yıkmak, binalarını yok etmek ve en ufak bir taarruzla şehre zulüm yapmaktan çekinmiştir. Bu nedenle o da Hz. Ömer gibi barış yoluyla şehri teslim almaya çalıştı. Bunun için şehre elçiler gönderip, “Kudüs’ün Allah’ın kutsal saydığı beldelerden biri olduğuna büyük bir inancım vardır. Sizin de kutsallığına inandığınız bu beldeye muhasara ve savaşın gerektirdiği yollarla hücum etmek ve girmek istemiyorum.” dedi.
Hz. Peygamber Efendimizin 23 yıllık peygamberlik süresince 14 yıl boyunca namazlarını kendisine yönelerek kıldığı bu mukaddes mekânın -etrafı mübarek kılınmış mescit ve kutsal şehir Kudüs’ün- işgal altında olması bütün ümmet için bir züldür. Şehir, tarihte zaman zaman Haçlı veya Yahudiler tarafından işgal edilmişse de Müslümanlar bu beldeyi kurtarmanın yolunu aramış ve bulmuştur. Haçlılar büyük ordular hâlinde Filistin’e saldırıp bir asra yakın bir müddet buraya yerleşmişler ancak onların orada ebediyen kalacaklarına hiçbir Müslüman ne razı olmamıştır. 638 yılından 1099 yılına kadar İslam beldesi olarak kalan bu mübarek şehir, 461 yıl süreyle el-Makdisi, Nisaburi gibi çok sayıda büyük ilim ve fikir adamı yetiştirmiş, büyük bir kültür merkezi hâline gelmiştir.
Yorumlar
Trend Haberler
Cumhurbaşkanları bile şifa bulmaya geldi: Aydın’ın meşhur üfürükçüsü Bülbül Hoca
İki kişi ölmüştü: Aydın'daki kanlı olayın detayları ortaya çıktı
Karacasu’da mesaj dehşeti: Genç çocuğu öldüresiye dövdü
AK Partili başkanın “gizli ilişkisi” ortalığı karıştırdı: Aydın siyaseti yasak aşk iddialarıyla çalkalanıyor
Aydınlı yazarın hayatını Hindistan’da çaldılar
Nazilli’de dehşet sabahı: Baş gardiyan darp edilmiş şekilde ölü bulundu
Karacasu'da acı bayram: Otomobilin çarptığı yaşlı kadın hayatını kaybetti
Aydın'daki kanlı olayda sıcak gelişme: Özlüer kardeşleri öldürmüştü...
İncirliovalı Egemen dualarınızı bekliyor
İngiltere’deki 25 yıllık kariyerini bıraktı, annesi için Karacasu’ya döndü
Resmi İlanlar