Uygur Türklerini yok sayan içimizdeki Çinli gazeteciye mülakat veren bir Diyanet yetkilisi “Bilgilerim çok sınırlıydı, biraz da önyargılıydı’ demiş.

Bu olayın perde arkası ise şöyle.

Maocu Kızıl Çin yönetimi propaganda için içimizdeki Çinli gazetecilerden bir gurubu, Doğu Türkistan’a götürmüş.

Yedirmiş…

İçirmiş…

Maocu Kızıl Çin yönetiminin istediği yerlere de götürülmüş.

Keyifler yerinde yani…

Niye olmasın ki?

Her şey bedava.

Ama şart belli:

Maocu Kızıl Çin yönetiminin istediği gibi haber yapılacak.

***

Evvela bir itiraf.

Almanya’ya sığınan Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde dokuz yıl (2016-2025 Yılları) görev yapmış eski polis Zhang Yabo Uygur Türklerine yaptıkları zulmü şöyle itiraf etmiş (ABD basınında ve Türkiye’deki bazı gazetelerde haberi çıktı):

“Uygur Türklerinin yaşadıkları bölge, demir bir duvarla çevrili dev bir hapishanedir.”

Devam ediyor:

“Görevimiz; namaz kılanları tespit edip onları koşturmak,

Evlerine gece girip Kur'an aramak,

Başlarına çuval geçirip kamplara taşımaktır.

Bunlar, temel görevlerimiz.

Ayrıca Uygur Türklerinin uzun sakal bırakması,

Arapça öğrenmesi veya namaz kılması gibi davranışlar sergilemesi; “dinî radikalleşme” şüphesiyle gözaltına alınması için yeterliydi.

Tutukluların ellerini kelepçeleyip; başlarına çuval geçiriyorduk.

Uzun yolculuklar sırasında tuvalet ihtiyaçlarını plastik kovalarla gidermelerini istiyorduk.

Yani temel görevimiz, kimsenin kaçmadığından veya ibadet etmediğinden emin olmaktı.

Evinde namaz kıldığı ihbar edilenleri, haftalık bayrak törenine katılmayanları araştırıp rapor etmek de esas görevlerimiz arasındaydı.”

Çinli eski polisin söylediklerini taraflı ve iftara olduğunu farz edelim.

Doğu Türkistan uzmanı, Uygur Türkleri üzerinde araştırma yapıp kitaplaştıran Taha Kılınç’ın (Yeni Şafak, 29/07/2026) şu soru ve tespitleri de mi taraflı ve iftira?

Sayın Kılınç bu avanta geziye katılanlara bazı sorular sorup; daha sonra cevapları yine kendisi vermiş.

Sorular:

* Seyahatiniz sırasında, Uygur Türkleriyle -yanı başınızda Çinli görevliler olmaksızın- baş başa sohbet etme veya sokak aralarında özgür biçimde dolaşma imkânı buldunuz mu?

* Şehirler veya kasabalar arasında kendiniz seyahat etmeyi denediniz mi?

* Namaz vaktinde, bir camiye giderek içeride ibadet edilip edilmediğine baktınız mı? Camilerin açık olduğu iddianızı ispatlayacak herhangi bir fotoğraf veya video kaydı var mı?

* Çinli yetkililere, herhangi bir camide namaz kılmak istediğinizi söylediniz mi?

* Bölgede kaldığınız süre boyunca, ezan sesi işittiniz mi?

* Sokaklarda İslâmî anlamda tam tesettürlü ve örtülü kadın gördünüz mü?

* Hiç sarıklı, cübbeli, uzun sakallı erkeğe tesadüf ettiniz mi?

* Tarihî şehirlerin merkezinde, Uygurca kitap satan sahaf, kırtasiye veya dükkâna rastladınız mı?

Cevapları da şöyle:

* Seyahat sırasında Uygur Türkleriyle özgür biçimde sohbet etmelerine veya sokak aralarında kendi başlarına dolaşmalarına izin verilmedi.

* Bunu da yapamadılar, çünkü Çin’in düzenlediği resmî geziler dakika dakika planlanır ve kimse programın dışına çıkamaz.

* Namaz vakitlerinde camilere gitmediler. Zaten gitseler de camileri kapalı bulacaklardı. Dolayısıyla ellerinde açık camileri ve ibadet eden insanları gösteren bir kanıt da yok.

* Çinli yetkililerden böyle bir talepte bulunmadılar, çünkü İslâmî pratikleri yok.

* Ezan sesi de duymadılar, çünkü Doğu Türkistan’da ezanlar çoktan susturuldu.

* Sokaklarda mütesettir hanım görmediler, çünkü İslâmî ölçüler çerçevesinde örtünmek tamamen yasak.

* Sarıklı, cübbeli, uzun sakallı erkeklere de tesadüf etmediler, çünkü bunlar da yasak.

* Uygurca, günlük hayattan kademe kademe silindiği için, sokaklarda Uygur dilinde kitap ve yayın da görmediler.

Her ne kadar içimizdeki Çinli gazeteciler Diyanet görevlisinin beyanlarını kendileri açısından yorumlayıp Kızıl Maocu Çin yönetimine selam çaksalar da işin hakikati değişmiyor.

Siz ve sizin gibi Çin yönetiminin peyki gazeteciler, tıpkı batıcı ve küreselcilerin emrine amade gazeteciler gibi yöntem açısından farklı bir portre çizmiyorsunuz.

Güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi…

Çin yönetiminin Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yönelik asimile politikalarını da örtemezsiniz.

Ama siz ve sizin gibi emir eri gazeteciler, kendiniz çalıp kendiniz oynamaya devam edeceksiniz.

Çünkü sizin kafanızdaki ideolojik radikalliğiniz ile Çin’in Maocu radikalliği aynıdır.

Bununla birlikte siz, bizim gibi hakikatin peşinde olanlara bir iyilik yapıyorsunuz.

Doğu Türkistan meselesini gündemde kalmasına yardımcı oluyorsunuz.

Ne diyelim: Şer gibi görünende vardır bir hayır.