Mutlak nü’cülük ve cinsel özgürlük nüfus azalmasına sebep oluyor

Abone Ol

Bunu biz değil yüz evvel yaşamış olan Joseph Daniel Unwin* adında bir İngiliz etnolog ve sosyal antropolog söylüyor. Unwin’in bu çalışmasının 1934 yılında yayımlandığını akıldan çıkarmamak gerekiyor.
(Bu araştırmayı hangi amaçla yaptı; ahlaksızlaştırma, cinsiyetsizleştirme gibi amaç edinen küreselcilere alt yapı oluşturmak için bir çalışma mı; bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama araştırma sonuçları ortada. Çok net bir gerçek bu. Küreselciler mesajı aldılar ve bütün insanlığı buradan zehirlemeye başladılar.)
Bizdeki sözüm ona aydınlar, ezik tipler … Batılılaşmayı, soysuzlaşma olarak anladığı için…
Batılı bilim adamlarının çalışmalarını, araştırmalarını değil de Epsteinvari yaşantılarını örnek almaktadır. Almışlardır da.
Araştırmaya yönelik çalışmalara geçmeden evvel Türkiye’nin batılılaşmadan ne anladığına tespit için yönetmenliğini Kartal Tibet'in üstlendiği 1982 yapımı İffet filmindeki bu meşhur diyalog ehemmiyet arz etmektedir.
Ondan da ötesi ezik batıcı tiplerin batılılaşmadan ne anladıklarıyla birebir örtüşmektedir. Bu durum aynı zamanda mutlak çıplaklık ve cinsel özgürlüğüne zemin hazırlayan bir zihniyet dönüşmesidir. Bunda da başarılı oldukları görülmektedir.
Konuşma metnine dönersek:
(…) Senden bir şaheser yaratacağım. Bir defa İffet adı saçma, anlamsız. Bundan sonra adın Demet olacak. Ve değişeceksin. Saçın. Gözün. Kaşın. Yüzün. Baştan aşağı. Tepeden tırnağa. Bambaşka bir insan olacaksın. Yepyeni giysiler alacağız. Son moda. Alımlı. Görkemli. Çekici. Uzmanlar giydirecek seni. Ev tutacağım sana. Yepyeni, güzel bir ev. Kitap oku, kursa git. Oturmasını, kalkmasını, konuşmasını öğren. Entelektüel zamparalara karşı hazır olman lazım. Seni bir gazeteciyle tanıştıracağım. Boyalı basından. Etkin bir adamdır çevresinde. Azıcık da çapkındır. Fotoğraflarını çekecek. Soyacak. Soyunacaksın. Ama fazla değil. İstediklerini ver ama dozunda. Sonra diğerleri ilgilenmeye başlayacak. Basında bir Demet furyasıdır gidecek. Reklam filmleri gelecek peşinden. Büyük reklam yıldızı Demet. Reklam şirketlerinin seninle ilgilenmesini ben sağlayacağım. Filmlerin çekilecek, televizyonla tanışacaksın. Reklam, televizyon derken en ünlü firmaların aradığı tek isim olacaksın. Resimlerin takvim kapaklarını süsleyecek. Ve sinema tabi. Büyük yıldız Demet. En ünlülerle. En ünlü sanatçılarla aynı filmlerde oynayacaksın. Çekler yazacaklar. Milyonluk. Takılar takacaklar. Ama sende karşılığını vereceksin. Durmadan akacak, akacak. Ve mutlaka karşılığını vereceksin. Sosyeteye gireceksin. Aslında seni aralarına almayacaklar. Sadece bunalıma düşmüş evli erkeklerin ya da ne kadar zampara olduğunu ispat etmeye çalışan bekârların misafiri olacaksın o kadar. Kesinlikle hiçbirine âşık olmayacaksın. Hiçbir erkeğe para yedirmeyeceksin. Hele hele evlenmek isteyenlere sakın inanma. Vur ve kaç. Senin işin bu. Söylediklerimi dinlersen para, pul, ün senin olacak. Güç, senin olacak. Tabi bende hakkımı alacağım (**)
Şimdi gelelim asıl meselemize…
Özgürlük; hak, bireysellik, özgür cinsellik gibi kelimeler parlatılıyor. Küresel ölçekte yürütülen kültürel dönüşüm rastlantı değildir.
Eşcinsellik, LGBT konuları ve yaygın ahlaksızlık propagandası yalnızca bir tercih değildir. Bunlar toplumlara dayatılan çürümüşlüktür.
Küreselci kirli güç, fertleri hedef almış gibi gözükse de asıl hedef aile olduğu gün gibi ortadadır.
Zikredilen Daniel Unwin’in (***) araştırmasında görülecektir ki toplumların 5000 yıllık tarihi esas alınmıştır. Bu araştırmaya 86 farklı toplum dahil edilmiştir. Araştırmada ilkel kabileler de var; büyük imparatorluklar da…Yani yelpaze geniş tutulmuş.
Unwin’in incelediği 86 toplumun tamamında kültürel üretimin zirve yaptığı dönemler evlilik öncesi cinsel kısıtlamanın ve mutlak tek eşliliğin geçerli olduğu dönemlere denk geliyordu.
Unwin'e göre, mutlak cinsel özgürlüğe geçiş yapan her toplum, istisnasız üç nesil (yaklaşık 100 yıl) içinde kültürel çöküşe uğramakta ve atalet seviyesine gerilemektedir.
Unwin bu tabloyu kurarken meseleyi soyut bırakmadı.
Cinsel düzeni derecelere ayırarak inceledi. Bir uçta tam cinsel özgürlük vardı. Yani hiçbir sınır yoktu. En uçta ise sıkı iffet yer alıyordu. Evlenene kadar bakirelik esastı.
Unwin’in dikkat çektiği nokta şuydu: Kültürel enerjinin en yüksek olduğu toplumlar, bu ölçeğin en sınırlayıcı uçlarında yer alıyordu.
Yani erkeğin çok eşli, kadının ömür boyu tek erkeğe sadakatli olduğu toplumlar medeniyetlerini en sıkı şekilde koruyordu.
Sınır gevşedikçe süreklilik kırılıyor, çözülme başlıyordu.Bu bir iki örnekte görülen bir tesadüf değildi. 5000 yıllık süreçte ve 86 medeniyette mevcut olan bir durumdu.
Unwin, yüksek toplumsal enerjinin "sublimasyon" yoluyla elde edildiğini savunur. Freud ve Rivers’ın teorilerine atıf yaparak, cinsel enerjinin doğrudan hedefine ulaşması engellendiğinde bu enerjinin sıkışarak toplumsal bir verimliliğe dönüştüğünü belirtir.
Daha çarpıcı olan şuydu: Cinsel serbestliğin arttığı hiçbir toplum, bu yükselişi kalıcı kılamamıştı.
Serbestlik bir anda çöküş getirmiyordu. Tam tersine ilk etapta bir rahatlama hissi oluşuyordu. Ama Unwin’in özellikle vurguladığı nokta şuydu. Etkiler gecikmelidir.
Ortalama olarak iki ila üç nesil sonra sonuçlar görünür hale gelir.
Unwin’in 1934'teki bulguları 1960 sonrası Batı dünyası için ürkütücü bir projeksiyon sunmaktadır.
"Mutlak tek eşlilik" yerini "değiştirilmiş tek eşliliğe" (kolay boşanma ve geçici birliktelikler) bıraktığında toplumun rasyonel düşünme kabiliyeti de gerilemeye başlar.
Antik Roma bunun en bilinen örneklerindendir. Roma’nın yükseliş döneminde aile yapısı sertti. Evlilik kutsaldı. Boşanma istisnaydı. Bu dönemde Roma hukuk sistemini kurdu. Askeri disiplinini oluşturdu. Akdeniz’i bir yönetim alanına çevirdi.
Ancak geç dönemde cinsel serbestlik yaygınlaştı. Aile kurumu çözüldü. Doğum oranları düştü. Askerlik bir görev olmaktan çıktı. Roma süreç içerisinde içten içe çözüldü. Çöküş askeri saldırıyla değil, içeriden geldi.
Unwin’in verilerine göre ahlaki kısıtlamaların gevşediği her toplumda kültürel enerji düşmüş, toplumsal disiplin zayıflamış ve sonunda siyasal yapı dağılmıştır. Bu sonuçların istisnası yoktur. Bu, çok net bir tarihî gerçektir. Buradaki kritik kavram Unwin’in “kültürel enerji” dediği şey. Bu enerji aile üzerinden taşınır. Aile çökerse bu enerji de söner.
Bugün küresel ölçekte yapılan tam olarak budur. Bu, insanlığın krizidir. İnsanlığa düşman bir kirli güç bunu tetikliyor. Aile yük gibi gösteriliyor. Sorumluluk baskı gibi sunuluyor. Nesil fikri gerici ilan ediliyor.
Çocuk korunması gereken bir emanet olmaktan çıkarılıp kimlik deneylerinin nesnesi haline getiriliyor. Bu bir özgürlük hamlesi değil. Bu bir çözülme mühendisliğidir. Ahlaki sınırlarını kaybeden toplumlar ayakta kalamaz. Bugün insanlık yine aynı eşiğe gelmiş durumda.
Helal, doğal ve fıtri olan ötekileştirilirken ahlaksızlık küresel ölçekte teşvik ediliyor, normalleştiriliyor ve dokunulmaz kılınıyor. Kirli ve gizli bir güç, tam da Unwin’in tarif ettiği sonucu bildiği için ahlaksızlığı insanlığın geneline yaymak istiyor. İnsanları hayvanlaştırarak yönetecekler.
Şimdi bu kadar araştırma sonuçlarını neden naklettiğimiz daha net anlaşılmış olmalı.
Başlıktaki hükmü tekrarlayacak olursak: “Mutlak nü’cülük ve cinsel özgürlük nüfus azalmasına sebep oluyor.”
Epstein vakasında ortaya saçılan ilişkiler, koruma kalkanları ve sessizlik duvarı açıkça şunu gösteriyor.
İnsanlığı ahlaki olarak zayıflatmak, aileyi dağıtmak ve sınırları yok etmek için kirli bir güç bilinçli bir strateji uyguluyor.
Gidişat hiç iyi değil. Devlet tarafında atılan adımlar daha müşahhas/somut hale getirilmez ise ithal nesil çok yakındır.
Hele hele coğrafyanın kader olduğu bir yerde…
Ve bizim bulunduğumuz coğrafi konum da ortada iken…
Genç nesle ne kadar ihtiyacın olduğu meydanda iken…
Emekli maaşlarıyla uğraşmaktan çok…
Doğurgan annelerin feryadına bakmak…
Ülkemiz açısından Milli Güvenlik meselesidir.
Kaynaklar:
* Joseph Daniel Unwin ,Cinsiyet ve Kültür - Cinsel Kurallar ve İnsan Davranışı
**Prof Dr. Hakan Aydın, https://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-hakan-aydin/3607801-turkiyede-unlu-olmanin-degismeyen-kurallari
***Mustafa Uzun, https://www.milligazete.com.tr/86-toplumun-ortak-kaderi-ayni-ahlaksizlik-medeniyetleri-yok-ediyor-kirli-bir-guc-insanligi-zehirliyor