Son zamanlarda fark ettiniz mi?
Artık insanlar bir olayı anlamaya çalışmıyor. Önce tarafını seçiyor, sonra gerçeği o tarafa göre şekillendiriyor.
Bir kaza oluyor, "Bizimkiler mi, onlarınkiler mi?" diye bakılıyor.
Bir haksızlık yaşanıyor, mağdurun kim olduğuna göre vicdan devreye giriyor.
Bir yanlış yapılıyor, yapan kişi seviliyorsa susuluyor; sevilmiyorsa en ağır cümleler kuruluyor.
Oysa adaletin de vicdanın da tarafı olmaz.
Bizler aynı şehirde yaşıyoruz. Aynı sokaklardan geçiyor, aynı pazarda alışveriş yapıyor, aynı hastanede sıra bekliyoruz. Acılarımızın da sevinçlerimizin de adresi çoğu zaman aynı. Buna rağmen birbirimizi dinlemek yerine susturmayı, anlamak yerine yaftalamayı tercih ediyoruz.
Sosyal medya ise bu ayrışmayı daha da büyütüyor. Bir cümleyle insanlar düşman ilan ediliyor, yılların emeği birkaç yorumla silinip atılıyor. Kimse "Belki de farklı bir açıdan bakıyordur" demiyor. Çünkü artık haklı olmak değil, karşı tarafı yenmek daha önemli hale geldi.
Oysa hayat, siyah ile beyazdan ibaret değil. Doğrunun yanında durabilmek bazen en yakınını eleştirmeyi de gerektirir. Yanlışa yanlış diyebilmek, aslında karakterin en güçlü göstergesidir.
Toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey; biraz daha sağduyu, biraz daha empati ve biraz daha vicdan.
Çünkü bugün alkışladığımız haksızlık, yarın kapımızı çaldığında adalet aramaya başlıyoruz.
İnsan olmanın en zor tarafı da burada başlıyor. Kendi çıkarına dokunmasa bile doğruyu savunabilmek... Sevdiği insan hata yaptığında da "Yanlış yaptın." diyebilmek... Hiç tanımadığı biri için bile haksızlığa karşı ses çıkarabilmek...
İşte gerçek erdem budur.
Taraf olmak kolaydır.
İnsan kalabilmek ise cesaret ister.