Allah'tan korkmayanın kuldan çekinmesi muhaldir. Artık birçok dolandırıcı, müslüman kisvesi altında piyasa kol geziyor. Bunlar, yetim malı yiyen haramzadelerdir. Böylelerin her söylediği yalandan ibarettir. Bu meseleyi şimdilik fazla açmadan ve uzatmadan, Türkiye Gazetesi'nden değerli fikir adamı, gazeteci İsmail Kapan beyin bir makalesindeki bazı bölümleri aktarmak istiyorum. Önemine binaen... "Bu memlekette dolandırıcıların tasallutundan canı fena hâlde yanmış, malını mülkünü tümüyle kaybetmiş, bundan dolayı sağlığını da yitirmiş sayısız insanımız var maalesef. Zaman zaman medya organlarına yansıyan, nice ocaklar söndürmüş sivri dolandırıcılık hikâyeleri bir müddet konuşulur sonra da unutulur gider. Velakin o dolandırıcılığa maruz kalan zavallı, bahtsız vatandaş, derdine yanmaya devam eder… Adı üstünde dolandırıcı yani haramzade kişiler, şeytanla iş birliği içinde; akıllara durgunluk veren yöntemlerle masum insanları ağlarına düşürüp, gariplerin malına-mülküne, menkul ve gayrimenkul varlıklarına çöker. Bu zulme maruz kalan vatandaş, çoğu kere ne yapacağını dahi bilemez hâlde âdeta kafasını duvarlara vurup durur. Zira mevzuatta o derece boşluk veya yanlış kullanıma müsait hükümler var ki, bu alanda; dolandırıcıya ortak olmaya teşne kötü niyetli, sütü bozuk kimselerin eliyle sinsice devreye sokulmaları işten bile değil… Yani dolandırıcıların aradığı iklim-ortam rahatlıkla hazırlanabilir! (...) Bir yerlerde “çeteleşme” söz konusu ise, yani dolandırıcıların rahatlıkla cirit atması için kurgu varsa, mevcut olabiliyorsa… Hani derler ya, “Herkesin başına bir polis dikemezsiniz…” Evet, bu hayatın kaskatı gerçeği. Haysiyetli, şerefli insanın polisi kendi vicdanıdır. Velakin bazen de polis, savcı veya yargıç kimliğiyle karşınıza bir dolandırıcılık şebekesinin unsurları çıkıyorsa, işte orada felaketin büyüğü söz konusu. Bizim dikkat çekmek istediğimiz asıl nokta, bir şekilde devlet organlarında görev almış, ruhunu şeytana satmış kişilerdir. Şüphesiz dürüst, haysiyetli, adalet timsali ve hakka-hukuka karşı her şart altında hassasiyet gösteren vicdan erbabı çoğunluğu tenzih ederiz. Herhangi bir meslek grubuna karşı asla ve kat’a peşin hüküm veya ithamda bulunmamız da söz konusu değil. Ama şunu da mutlaka belirtmeliyiz ki, her meslek grubunun içinde maalesef yanlış insanlar bulunabiliyor!.. Demem o ki, insan suretindeki kanı ve sütü bozuk, “dolandırıcı” diye tanımladığımız kişiler, bu yüz kızartıcı suçu işlerken, emniyette, adliyede, bilirkişilik müessesesinde kendine ortak ve yardımcılar bulabiliyorsa (Ki, bulabildikleri maalesef çok acı bir gerçektir…), orta yerde neşter atılması gereken çok ciddi bir konu var demektir (...)Kargo teslimat evrakı diye vatandaşa, milyonlarca liralık senet imzalatan kansızlar veya sahte imza ile astronomik borç senedi düzenleyenler, yargı sürecinde; gerek mevzuat, gerekse savcı ve hâkimlerin ve dahi bilirkişilerin yanlış değerlendirmeleri sebebiyle yakayı kolayca sıyırabiliyorsa orada hak-hukuk namına bir felaket söz konusu demektir! Dolandırıcı hüviyetleri ayyuka çıkmış, hakkında onlarca suç dosyası bulunan haysiyet yoksunu kişiler, hâlâ daha bu kimlikleriyle adalet mekanizmasında; halk sahibi mağdur vatandaştan daha fazla himaye görebiliyorsa, kimse kusura bakmasın, adalet edebiyatı yapmak lâf-u güzaftır sadece. Lafla da peynir gemisi yürümez. Geciken adalet de adalet değildir… Adaleti mülkün temeli olarak biliyor ve buna kalben inanıyorsak, yargı düzeninde dolandırıcıların lehine işleyebilecek bir boşluğun da bulunmaması gerekir" ( https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ismail-kapan). Bu haysiyetsizler, şerefsizler... Allah'tan korkmaz, kuldan arlanmazlar... Yetimin malına da göz dikmişler ya... Daha ne söylenebilir ki...? Kötülük galip gelirse vay ki müslümanların haline... Bundan herkes mesuldür. Böylesi bir durumda yapılan mücadelenin ne kadar anlamlı kaldığı da ayrı bir muamma... Köpek bile yal yediği kaba hürmeten sahibine vefa gösterirken... Yetim mali yemekten çekinmeyen haramzadelerin, bu tarakta bezlerinin olması mümkün değildir. Hafazanallah... Vesselam.